Köşe Yazıları


Resmi Büyüt

HER TÜRLÜ EROZYONA DUR DİYELİM
15.03.2008

Eşref GÜLTEKİN

Erozyonun kelime anlamına baktığımız zaman aşınma anlamına gelmektedir. Burada iki türlü erozyondan bahsetmek istiyorum. Birincisi toprak ikincisi ahlak- kültür erozyonu ikisi de toplumu ve devletimizi tehdit eden unsurlardır.
“ Türkiye kara yüzeyinin %90’ ın da çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin % 63’ü çok şiddetli ve şiddetli, %20’si orta şiddetli, %7’si hafif şiddetli erozyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır. İşlenen tarım alanlarının %75’inde (Yaklaşık 20 milyon Hektar) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5 milyon Hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5’inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kurak iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir. Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 ve Afrika’nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban Barajına 32 milyon, Karakaya Barajına 31 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu toraklar, 25cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.” (Tema Vakfı)
Bütün bunların sebebi ormanlarımızın bir bir kesilmesi ve yakılması sonucudur. Ülkemizde Batı Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz’in dışında orman kalmamıştır. Sadece ormanlarımızı değil orman ürünlerimin, su kaynaklarının, av hayvanlarının, doğal güzelliklerimizin ve iklimin nasıl değiştiğini görmekteyiz. Global ısınmanın tamamen sebepleri ormanların yok edilmesiyle ilgilidir.
Bir insan beşikten mezara kadar 9 tane gelişmiş ağaç tüketmektedir. Mobilya, kağıt, kalem, kapı, pencere, odun ve tabut olarak acaba bir kişi kullandığı kadar ağaç dikiyor mu? Yüce Peygamberimiz de Kıyametin kopacağını bilseniz dahi ağaç dikin buyurmuyor mu? İşte hepimize bir fırsat MART ayı ağaç dikme ayıdır. Gelin hiç olmazsa bu sene bir ağaç dikelim, memleketimizi güzelleştirelim ve erozyonu önleyelim, iklimlerimizi bozmayalım. Bir düşünür şöyle diyor: Ağaç, geçmişi geleceğe bağlar. Size sabrı öğretir. Beraber yaşamanın, faydalı olmanın zevkini verir. Başka bir düşünürde: Bir milletin medeniyet seviyesi, üzerinde yaşadığı toprakları ağaçlandırmasıyla ölçülür. Bir Çin atasözü derki: Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde, gelecek kuşaklar serinler. Ben bu sene 5 ağaç diktim ya siz?
İkinci erozyonunda çok büyük boyutlarda olduğunu görüyoruz. Küreselleştirilen kimlik, sulandırılan değerler, yabancılaşma ve gençliğin bunalımları… Dünyanın sürekli değişen şartlarında, yaşama, algılama ve düşünme biçimleri de değişkenlik arz etmektedir.Değişim ve gelişim eğer değerleri, kimliği, inancı ve kültürü dışlamıyorsa, bireyi şahsiyetine, toplumu kimliğine yabancılaştırmıyorsa elbette düşünce dinamizmi ve kültürel zenginlik katacaktır.Ancak bu değişim, tanımlandığı kadar kolay bir süreç değildir. Günümüzde gençliğin; zevke düşkünlüğünde, eğlenceye ve paraya olan tutkusunda, boş vermişliği adeta bir ibadet gibi görmesinde, zekâsını kurnazlığa, şahsiyetini yalıtkanlığa endekslemesinde görebiliriz. Medyanın her gün adeta enjekte ettiği, magazin kültürü gençlik üzerinde yıkıcı ve kalıcı etkiler bırakmaktadır. Gençliğin içinde bulunduğu bulunduğu duyarsızlık ve maneviyatsızlık, şuuru ve imanı devre dışı bırakırken, idealsizlik hastalığını ve milliyetsizlik garabetini de tetiklemektedir. Dolayısıyla yabancılaşan ve yozlaşan gençlik kimsin? Veya nesin? Sorusuna karşın Türklük dışında, her türlü cevabı vermektedir. Kimliğini, tuttuğu takımdan, dinlediği müzik türüne, tutunduğu sahte hayat tariflerinden, saplandığı kuruntulara kadar akla gelebilecek her şekilde tarif etmekte ve kendini bu kalıpların içinde tanımlamaktadır. Böylesi bir gençliğin; haram ile helal, doğru ile yanlış, Kurân ile İncil, vatan ile coğrafya, dost ile düşman arasında tercih yapamayacak duruma gelmesi, bunlar arasındaki anlam, değer ve içerik farkını göremeyecek kadar körleşmesi, ülkemiz için başlı başına bir tehdit unsurudur. Kuşkusuz gençliğin içine çekilmeye çalışıldığı bu kimliksizlik girdabını destekleyen asıl güç; küreselleşmenin finansörü olan, ülkelerin işgal ve istilasına yol açan, sınırlarının belirlenmesinde ve gelecek senaryolarında menfaat önceliği olan küresel sermayedir. Bireyin şahsiyetini kontrol altına almak, toplumların iddia ve ideallerini törpülemek, ülkelerin sınırlarını ve devletlerin konumlarını belirlemektir.
Bugün ülkemizde özellikle son yıllarda karşılaştığımız; okullarda yaşanan başıboşluk, gençler arasında hap, uyuşturucu, sigara gibi madde bağımlığın artması, vahşice işlenen cinayetler, kapkaççılık, hırsızlık, tecavüzler, aile içi şiddet ve çocuklara yönelik istismarın hemen hemen her gün gündeme gelmesi gelecek adına kaygı vericidir. Bu hazin tablo elbette ki Türkiye’ye yakışmamaktadır. Eğer yetkililer sorumluluklarını yerine getirmezse, eğitimdeki niteliksizlik devam ederse, adalet mekanizmasının ağır işleyişi bir son bulmazsa, cezadaki caydırıcılık arttırılmazsa bu tablo daha uzun yıllar başımızı ağrıtacak ve yeni acılara sebep olacaktır. Elbette ki bu durum kaderimiz değildir. Ancak günü birlik politikaları bir tarafa bırakıp, acilen eğitim ve adalet alanlarında köklü ve kalıcı çözümler belirlenmeli, uygulama konulmalıdır.
Bu ülkenin tarihi derinliği, kültürel zenginliği, milli-manevi değerleri, iman ve ahlakla yoğrulan milliyeti bu karanlık tabloyu parçalayacak ve Büyük Atatürk’ün ifadesiyle: “Türklüğün unutulmuş medeni vasfı atinin ufuklarından bir güneş gibi doğacaktır.” Türkiye alelada bir ülke, Türk Milleti itilip kakılacak bir millet, Türk Kültürü hor görülecek bir kültür değildir. Türk kimliği tasfiye edilecek bir kimlik, Türk Tarihi iftiralara maruz kalacak bir tarih, Türk’ün ufku ise dış güçlerin merhametine bırakılacak kadar basit değildir.
Bilgilenelim, ilgilenelim, toprağımıza, gençliğimize ve değerlerimize sahip çıkalım.
Gülen yüzünüz hiç eksilmesin. Saygılarımla.

Diğer Köşe Yazıları