Köşe Yazıları


Resmi Büyüt

KÖŞE YAZISI: İZMARİTİN DÜŞÜŞÜ
06.08.2014

Bu sabah yine işimiz için yollardayız. Trafik yavaş yavaş ilerliyor. Araçlar birinci vitesten yukarı hiç çıkmıyor, gaz fren, gaz fren derken nerdeyse motorlar hararet
yapacak. Nihayetinde bizi Eskişehir yoluna çıkartacak tali yola giriyoruz. Araçların arasında ki mesafe o kadar az ki arabalar tampon tampona gidiyor. Biraz sabır,biraz daha sabır derken dikiz aynasından çok ilginç bir hareket dikkatimi çekiyor.
Beni takip etmekte olan aracın bir arkasında, lüks diye tabir edilen, saray gibi bir
beyaz araba… Allah nazardan saklasın şık bir binek. İşte o yoğun trafikte o aracın
sol camı açılıyor ve boşluğa bir el çıkıyor. O da ne! Biriktirilen sigara izmaritleri yolun boşluğuna düşüveriyor. Hani son günlerin moda bir sözü var ya “dışınabaktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe”… O misal. Arabaya bakıyorum; araba, esaslı bir araba doğrusu ama direksiyonu irikıyım diye tabir edilen bir zatın işgali altında.
Zamanın durmuş gibi akmadığı, araçların usul usul ilerlemeye çabaladığı trafikte bu hareket cevapsız kalmamalı diye düşünüyorum. Hz. Peygamberin söylediği gibi“Bir yanlışlık görüldüğünde ya elle, ya dille, ya da kalple insan ikaz edilmeli” Edilmeli de, bu zamanda bu ikazları olgunlukla karşılayacak kaç adam çıkar ki? Herkes barut fıçısı gibi patlayacak yer arıyor. Zaten o anlayışta olsalar, evimizden işimize, işimizden sevdiklerimize ulaşmamız için altımıza paspas olan o yollara tükür, kirletirler mi? Sanki herkes evinde içtiği sigarayı halısının üzerine atıyormuş
gibi küllükleri yollara boşaltırlar mı?
Kendi kendime sabırsızlanıyorum, bir şeyler yapmam lazım diye ama açıkçası biraz da endişeliyim. Sabah sabah iş alacaksın başına, insanları gereceksin. Korna sesleri, itirazlar… Böyle bir curcunayı kaldırabilecek misin? Bir taraftan da aynama düşen bu zatı tanımaya çalışıyorum, birisine de benzetiyor gibiyim ancak emin de değilim. Ama şansımı denemek istiyorum.Emin olmasam da tahmin ettiğim kişiyi telefonla aramaya karar verdim ve aradım. Dikiz aynasından izlemeye devam edip takibe başladım.
Baktım direksiyondaki iri kıyım sürücü telefonunu kulağına götürüyor.
Selamlaştıktan ve hoş beşten sonra nerede olduğunu sordum. İşine gitmekte ve trafikte olduğunu söyledi, çile çekmekte olduğumuz yolu tarif etti. Hiç şüphem kalmamıştı. Bu oydu, yani bizim Savaş'tı. Savaş üniversiteden arkadaşımdı.
Kendisiyle uzun zamandır görüşmüyorduk. “Savaşçığım, kusura bakma sabah sabah seni rahatsız ediyorum, bana zabıtanın telefonunu verebilir misin?” dedim. Şaşırdı… Telefonu ne yapacağımı sordu? “Yahu kardeşim ben de trafikteyim, adamın birini yola sigara izmaritlerini boşaltıyorken gördüm, onu ihbar edeceğim” dedim.
Bizim Savaş bir hoş oldu, telefondaki sesi çatallandı. Ben de bu esnada dikiz aynasından suratını izlemeye devam ediyordum. Savaş adeta kıpkırmızı pancara dönmüştü. “Sen neredesin kardeşim?” dedi. Bu sefer benim sol cam açıldı, sol elim havada
“Önüne bak, bir araba ileride görürsün” dedim. “Yahu kardeşim, izmaritleri
bıraktıktan sonra ben de pişman da oldum ama iş işten geçmişti, demek ki senin gibi bir dost tarafından uyarılmam gerekiyormuş” dedi ve özür diledi.
” Cesaret korkmaktır ama korktuğun şeyi yine de yapmaktır” H. Jones

Hasan DOĞRUYOL
ALBARAKA TÜRK ŞAŞMAZ ŞUBE MÜDÜRÜ
Ankara / Nisan 2014

www.boldav.org.tr

BOLVADİNLİLER DAYANIŞMA VAKFI (BOLDAV)

Diğer Köşe Yazıları