Köşe Yazıları


Resmi Büyüt

RAGİF?TEN AKİF?E
25.02.2014

Bir inanç ikliminin vatansever çocuğu Ragif.  Milletine adanmış rakamca az, makamca koskoca onurlu bir hayat. Ve geriye bıraktığı en büyük servet: “Erdem”. Hasta Adam’ın kollarında geçen hırslhı bir gençlik. Bir insan ancak bu kadar örnek olabilir, örneksiz milletine.

Ragif’in döneminde korkuyla umut, teslimiyetle yiğitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çoğu zaman kol kola koyun koyuna denecek kadar yakındı birbirine.

Annesi Bahara’lı Emine Şerife Hanım, duyarlılığı, sağduyuyu, kendisini ülkesine, milletine adayışı ve şairliği emzirmişti sanki ona. Babasından almıştı ataklığı, savaşkanlığı, gözü pekliği ve ilmini. Doğduğu, büyüdüğü semtte, Fatih’te idrak etmişti hayat yolundaki tercihlerinin ilk çizgilerini. Burada öğrendi her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluğun, erdemli bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini.

Sekiz yaşında cami yolunda.... Cami, masal, oyun ve buruk yaramazlık... işte büyüyen Ragif’in portresinin temel çizgilerini belirginleştiren çocuk Ragif’in dünyası... Gençlik yılları da çocukluğu gibiydi. Taşkın, ele avuca sığmaz, sabırsız, güçlü, sıhhatli ve dinamik, ama hep çalışkan hep erdemli.

Yüksek tahsili sırasında aynı okulda okuduğu Ermeni ve Yahudi gençlerle birincilik mücadelesi veriyordu. Hiç kimseden geri kalmamak için bütün gücüyle çalışıp okulu birincilikle bitiriyor ve aynı zamanlarda hafızlığını tamamlıyordu.

Milli mücadeleye camide ve kalemiyle, nefesiyle destek çıkıyordu. Camide memleket aşkını haykırıyor, kalemiyle hayat veriyordu söyleyemediği sözcüklere. Cephede vatanı için çarpışan kahraman Mehmetçiğe şöyle sesleniyordu Ragif ve artık Akif’ti:

Yurdunu Allah’a bırak çık yola!
Cenk’e deyif çık ki vatan kurtula.
Böyle müyesser mi gaza her kula
Haydi, Levend asker, uğurlar ola.

Bütün gücüyle saldıran düşmanlar karşısında imanlı göğsünü siper edenlere manevi kuvvet veriyor ve Akif’in sesi çınlıyordu siperlerde. Azimle, imanla, büyük savaştan yüz akıyla, zaferle çıkılıyordu. O artık bir Bedir Meleğiy’di, Uhud Meleğiy’di, Malazgirt Meleği’ydi gönül saflarında.

Ve yine milleti için, milletine yazıyordu “İstiklal Marşı’nı”. Ruhu, inancı, umudu vatan sevgisini kaç şair böyle gönülden yazabilirdi? Millet, bağımsızlık, bayrak hangi şiirde bu kadar güzel, bu kadar içten anlatılmış, hazrola geçmişti. Bir milletin hayat mücadelesini, zulümleri, haksızlıkları, medeniyet maskesi altında yapılon vahşice saldırıları, katliamları, kaç insan böyle yürekten hayrırabilmişti. Yüreğinin mürekkebini kaleminin çeliğinden mısra mısra damlatmak Akiflere düşüyordu şimdi...

Yüzlerce şiir arasından seçiliyor ve vecd ile ayakta dinleniyordu bu destan olmaya namzet şiir. Akif’in üzerinde emanet bir ceket... dilinde bir cümle: “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Ödül olarak verilen beş yüz lirayı Mehmetçiğin terzihanesi Dar’ül Mesai Vakfı’na bağışlıyordu. Safahat’a da almıyordu İstiklal Marşını. Neden diye soranlara “Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm” diyordu. Evet, gömmüştü milletinin kalbine ve ucu ucuna yetişen mürekkebiyle kazımıştı beyinlere.

Ey inancın aydınlık ufku, hissetlerini hissedebilmek ne güzel... zulmü alkışlamıyor, zalimi sevmiyoruz, korma! Canımızı veririz ama vatanımızı asla! Satırların, mısraların, Yunus’un sevgisiyle ölümsüzleşen mısraları gibi oldu yüreklerde ve kaşlarında Yavuz’un azmini çevikliğini resmettin milletinin dimağına.

Ruhun şad olsun vatanının kutlu evladı!

                                                    KÜBRA KARAGÜVEN

                                                     Mustafa Hüsnü Gemici 

                                                   Anadolu Öğretmen Lisesi

BOLDAV tarafından 2012 yılında Bolvadin'de düzenlenen MEHMET AKİF ERSOY ANLAMAK KOMPOZİSYON Yarışması'nda 2.gelen eserdir

Diğer Köşe Yazıları