Sevgili Gençler…
“Çok çalışın”, “Mutlaka başarırsınız”, “Yeter ki azimli ol.”, “Yaparsınız”, “Edersiniz”, “Hadi Goçum, Hadi Aslanım, Hadi Güzelim kim tutar seni”… gibi etrafımızdan kulağa hoş gelen, pohpohlayıcı, güzel sözler duyarız ve bu sözcükler çok hoşumuza gider. Süslü püslü laflar ederek, boyayıp süsleyerek böyle gaz vermek, meşgul etmek işin en kolayı ve işin başka yanı motive açısından biraz da gerekli hani. Ancak ‘kişinin doktoru kendisi olmalı’ mottosundan yola çıkarak tamamen veya sadece dıştan değil, hayat büyük çoğunluğu içten uygulamalı acı reçete olduğu göz ardı edilmemeli.
Ee o zaman ne konuşalım, gayet sıradan, herkesin bildiği basit şeyleri tekrar edelim.
Birincisi, malum küçükken hep sorarlar, hiç de yabancısı olmadığımız tabirle “Böyüyünce ne olcan” evet, bu soru da belki sıkıcı gelebilir ancak değil, koskocaman bir; NEDEN? Çünkü, ilk başta adetten, alışılmış, öylesine sorulmuş soru gibi gelir, lakin kişinin bu mealde (ömür boyu iştigal edeceği mesleki anlamda) belki de ilk ciddi duyduğu, beyninde şimşekler gibi çaktığı, çok önemli bir soru. Dıştan savuşturma gibi, ‘popüler bir meslek’ cevap verilerek baştan atlatılmış gibi gelse de, insanın iç dünyasında karşılığı, pekala öyle değil, pek öyle basit yankılanmıyor, karşılık bulmuyor. İnsanın içindeki hesap piyasaya uymuyor. Malum herkes kendisini iyi tanır ve bilinç altında, iç hesaplaşma başlar ve bu kez kişi, kendi kendisine büyük harflerle sual eder, adeta içine mıhlanan sual; “Sahi, ben böyüyünce ne olcam?...”
İlk bu ciddi soru ile, bu manadaki ilk ciddi sınav başlar. Kişi en iyi kendisini, herkesten daha iyi bilir ya, işte bu nedenle kendisine vereceği cevap çok önemlidir. Kendisine baştan savma cevap veremez, geçiştiremez. İçinde kendisini tartar, şu konuda yeteneğim var, şu işi çok seviyorum. Bu işte başarılı olabilirim. Sonuna kadar okuyacağım, şu iş bana çok uygun. Ya da daha fazla okumayacağım en kestirme yoldan şu işi daha iyi yapabilirim, bu işi kotarabilirim. Şu işi çok seviyorum. Kısa yoldan meslek sahibi olacağım ya da şu alanda sonuna kadar okuyacağım. İşi sonuna kadar götüreceğim. Şu işin pek bir geleceği yok. Herkes aynı branşı seçiyor. Puanım nereyi tutarsa değil, seveceğim mesleği seçmeliyim gibi gibi… ardı arkası gelmeyen düşünmeler, yorumlamalar, irdelemeler, sırala sıralayabilirsen…
İşte, bu konuda ilk ciddi sınav bu. Hayaller, gerçekler ve kararlar…
İkincisi, çeşitli vesile ile büyüklerimizden duyduğumuz ve yine yabancısı olmadığımız tabirle bir söz. “Böyük adamlar ol.” Böyük “adam” değil, “adamlar” ol. Gerçi bu belli bir cinse söylenmiş gibi olsa da aslında bir cinse özgü söylenen bir söz değil kuşkusuz, diğer cinsi de kapsıyor, şüphesiz. Bu söz, önceleri ‘iş adamı’ olan sözcüğün ‘iş insanı’ olarak evrildiği gibi güncellenmemiş olsa da sorun değil. Anlayan anlıyor. Asıl mesele, bu çoğul sözcük ile muhtelif dilek ve temennileri kapsayıcı bu cümlenin altında ne yatıyor, ne gaye var. Bu fiziken büyüklüğü kastetmiyor, belli. Sadece maddi anlamda iyi bir meslek, makam ve şöhret sahibi olmayı da kapsamıyor, o da belli. Yanı sıra, vatanına milletine hülasa halka, insanlığa hizmet etmekle, hayırlı bir insan olmak, aynı zamanda “Allah’ın rızasını kazanmak” gibi manevi dilek ve temennileri de kapsıyor. Hülasa, hem kişisel, hem toplumsal büyük bir misyon ve vizyon.
İki değer elimizde. Birincisi, kendimizi çok iyi tanıyoruz, etimiz ne, budumuz ne, çok iyi biliyoruz. O zaman kararımızı, kendimiz vereceğiz. İstişarede bulunmak da sıkıntı yok tabi ki. Tercihimizi kendimiz yapacağız. İkincisi, amacımız ne? Onu da kalın ve keskin çizgiler ile kendimiz belirleyeceğiz. Yol haritamızı kendimiz çizeceğiz.
Öz’ce, işin kısaca özeti; kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz…
O zaman sıralayalım. Ne olcam? sorusuna, (aklımıza, zekamıza, yeteneğimize, marifetimize, bilgi ve becerimize göre) kendimizin kendimize düşünüp ölçüp değer biçtiği ve uygun gördüğü meslektir.
Oysa bunu dışarıdan bekleriz. Bizim yeteneğimizi keşfetsinler, bizi güzel bir yere yerleştirsinler, biz orada gelişip büyüyelim. Malum, oldu olalı istisnalar kaideyi bozmuyor, ‘Hele bir bakarız’ deyip kervan hep yolda dizilmiyor. Gerçekçi olmak gerekirse, yok öyle bir dünya. Kendimize ve içsel dışsal şartlara bakarak, bunu maalesef kendimiz yapmalıyız. Hangi alanda severek, başarılı olacağımıza ölçüp biçerek verdiğimiz kararımız doğrultusundaki o alanda ilerleyip, o alanda yetişip gelişmeliyiz.
Oxsford’ta değil, sanayi de mi başarılıyız. Kafamız ticarete mi basıyor. Herkes okumak zorunda değil, tabi ki. Okuyup işsizler ordusunun bir askeri mi olacağız, yoksa sevdiğimiz mesleği mi icra edeceğiz. Altın bileziğin ne olduğunun hiçbir önemi yok, elbette; severek, seçerek, onay vererek, kabullenerek, karar verdiğimiz, olmasını benimsediğimiz meslektir, önemli olan bu altın bileziktir, bizim için. Belki, de severek ömür boyu kolumuzdan, akılımızdan, beynimizden, dimağımızdan çıkarmayacağımız.
İnsanlığın hayrına, neden herhangi bir icadın mucidi olmayalım. Bizim de ölümsüz bir izimiz olmasın, amiyane tabirle onlar kaç aylık, bu alanda yeteneğimiz varsa kusura bakmasınlar hiç de mütavazı olmayalım…
Diploma değil, diplomadan sonrası hayat için vizyon oluşturmalıyız, öncelikle diplomadan sonrasının hayallerini kurmalıyız, ilk basamak ve ilk adım budur. “Büyük düşün” çünkü büyük (Düş), büyük (ün) demektir.
İştigal edeceğimiz alanda bıkmadan, usanmadan, azimle yürüyeceğiz. Ayağımız somut şekilde öyle yere basacak. Ayakta kalmak istiyorsak, başarmak istiyorsak, ilk başta bunu yapmalıyız. Destek almak, görüş almak, fikir sormak, istişarede bulunmak, yaşanmış tecrübelerden yararlanmak da, işin bir başka yönü, başka bir boyutu, bir başka cabası elbette.
Ne demiş zatın birisi “Bir kuyuyu ne kadar derin kazarsınız kazın, iki kuyu kazmış olmazsınız.” Öyle mi, o zaman tek bir kuyu kesmiyorsa, birden fazla kuyuya sahip olmak istiyorsak, kendimizi bu yönlerde de keşfe, belki dışarıdan destek alarak, görüş sorarak, tecrübelerden istifade ederek içimizde ve çevremizde istişare yaparak kendimizi hazırlayarak devam edelim.
Bir işte çok mükemmelim, ancak şu şu alanlara da ilgim, yeteneğim var, diyorsam o zaman ‘kendime durmamam lazım demeliyim’. Zararı yok, o alanlara da göz atmalıyım, meşgul olmalıyım.
Herkesin mutlaka farklı alanlarda yetenekleri var, önemli olan bunu önce kendisi olmak kaydıyla fark etmeleri, görmeleri, keşfetmeleri ve ortaya çıkarmaları. Kim bilir, kimlerin, ne yetenekleri var. Şunu çok iyi bilirim ki, ben yaptıysam herkes yapar.
İşin bir değer önemi; geleceğin meslekleri neler, körelen meslekleri neler, hangileri yakında unutulmaya yüz tutacak. Teknoloji unutulmamalı, göz ardı edilmemeli, yapay zekanın gelecek mesleklerine menfi veya müspet, olumlu ya da olumsuz etkisi ne iyice araştırılmalı. Bunları sorgulamanın, araştırmanın, incelemenin hiçbir sakıncası yok, hatta bugünden gayrı elzem bir durum halini aldı. Tüm bunları göz önünde tutarak sevdiğim mesleği seçmeliyim.
Sonradan pişman olacağım, sevmediğim alanı seçmemeliyim, neden önceden kendi kapasiteme göre ince ince hesap yapıyorum, işte sırf bunun için.
Diğer yandan, herhangi bir olumsuzlukta pes etmek var mı? Asla kata yok. Her yenilgi bir zaferin yeni bir başlangıcıysa “Madem devam etmeyecektim, öyleyse neden geldim buraya” diye kendimize soralım ve verdiğimiz karar doğrultusunda “durmak yok” emin adımlarla “yolumuza devam” diyelim ve ısrarla, azimle ve gayretle “yola devam” edelim. Başarı onu izler. Dizginler bizim elimizde, hep devam….
Önemli olan; yukarıda değindiğim ve vurguladığım gibi, “Böyük adamlar ol” şiarına uygun, icra ettiğimiz mesleğimiz ile vatanımıza, milletimize, insanlığa faydalı hizmetler sunmak ve en nihayetinde, fani olan bu dünyaya geliş amacına uygun “Allah’ın razı olan kullarından olabilmek”.
Naçizane kendime bakıyorum da, 12.06.2026 tarihinde nokta koyduğum (severek 47 yıl icra ettiğim) meslek hayatımın dışında, mesleğim ile ilgili makaleler (birisi yurtdışı), öte yanda; mesleki ya da meslek dışı kitap denemeleri, farklı konularda 250’ye yakın şiir, pek çok türkü-ilahi güfte-beste çalışmaları, resim sergileri vd. amatörce de olsa kendi çapında küçük uğraşılar…
Kim bilir, kimler neler yapmaz ki, yeter ki yeteneğini keşfetsin ve bu yolda azimle gayret göstersin…
Unutmayalım ki, malum; hayat içinde rol aldığımız bir oyundan ibaret olup, bu oyunu kendi kuralına göre oynamak, dünyaya geliş amacını ve “Yüce rızayı” bir an bile olsa asla unutmamak, sonuçta hayatın -ne bir eksik, ne bir fazla- birebir kaydedildiği amel defterinde, elde avuçta lehimize nemiz var ona bakmak, zira oyun bittikten sonra kral da, piyon da, lafın kısası hepsi aynı kutuya giriyor…
Hep sağlıcakla ve esen kalın, sevgilerimle…
Kemalettin TOKER
BOL-DAV BOLVADİNLİLER DAYANIŞMA VAKFI
#boldav #bolvadin #afyonkarahisar #ankara #tkgm

Comment (3)
Darbar ishan
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Inteadgger accumsan elit viverra,dgadg placerat dolor quis, pulvinar velit. nsectetur adipiscing elit.
Chetan an
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Integer accumsan elit viverra, placerat dolor quis, pulvinar velit. nsectetur adipiscing elit.
Darbar ishan
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Inteadgger accumsan elit viverra,dgadg placerat dolor quis, pulvinar velit. nsectetur adipiscing elit.