Tarihi ve Kültürel Miras

BOLVADİNİN KIRKGÖZÜ

Tarih, medeniyet, ulviyet, efsane, biraz da karmaşa olsa gerek kadim şehirlerin sermayesi. Bilge kıtanın gözbebeği, zengin sermayenin membaı Anadolu, yüzlerce yerleşim yeriyle dün olduğu gibi bugün de zamanı kucağında soğutuyor, güneşi üstünde avutuyor.

Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden olan Bolvadin'in -Polybotum- dünü bugününe güç vermekte, tarihe tanıklığı devam etmekte... Elbette Sultan Dağları, Emir Dağları ve Eber Gölü de kadim şehrin kadim dostları.

Batılı Seyyah Charles Texier'in Kırk Âşık Gölü, Kırk Şehit Gölü diye de belirttiği Eber Gölü; sazlığı, kopakları (yüzen adacıklar) ve balık avcılığıyla belgesel filmlere en iyi malzeme olup Bolvadin'i ve Emirdağı'nı Türkiye'ye ve dünyaya tanıtıyor desek abartmış olmayız.

Dört bin yıllık ömrü dört yüz metre uzunluğuyla Anadolu'nun en yaşlı, en uzun taş köprüsü olduğu yazılan Kırkgöz Köprüsü'nün ön plâna çıkarılmasının gerekliliğine bu ömrün yettiği kanaatindeyim. Sadece bölgesel değil, Türkiye, hatta dünya ortak kültürel mirasına da katkı sağlanır. Bu girişime de dış kaynaklı destek bulunup uygar dünyanın da katkısı alınmış olur.

Bolvadin'in Kırkgözü nice medeniyetlere köprü olmuş, nice kralların heybetine, kervanların geçişine, aziz ve mübarek zatların üzerinde soluklanışına şahitlik etmiştir, kim bilir? Hititlerin, Frigyalıların, Lidyalıların ve hatta Perslerin, Romalıların, Bizanslıların üzerinden geçtiği, altından akan çayda Büyük İskender'in atını suladığı, Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın mola verip serinlediği, Murad-ı Hüdavendigar'ın abdest aldığı Bolvadin'in Akar Çayı ve gerdanlığı Kırkgöz Köprüsü; Millî Mücadele'de etrafı yakıp yıkarak kaçan Venizelos'a da yol verdi.

İstanbul'dan Bağdat'a kadar taş döşeli olan yolun ve köprünün kıymetini en iyi tarih ve onun aktörleri takdir eder herhâlde. Muhakkak ki köprüyü tamir eden Mimar Sinan da kadrini bilirdi.

19. yüzyılın sonlarında Lâla Sinan Paşa da büyükçe bir külliye yaptırarak dönemlerinde Bolvadin'e verdikleri ehemmiyeti göstermişti. Bugünün şehremini Ahmet Helvacı da Mimar Sinan'dan, Sinan Paşadan manevi destek alarak Bolvadin'in imarını Çay ilçesine doğru genişletiyor. Bolvaçay şehrine (iline) hızla koşmasının nedeni doğduğu yere hâdim olma isteği ve daüssıladan başka ne olabilir?

Tarihî değerlerin kendileri için şans olduğunun bilincinde olan başkan; tarım, sanayi ve ticarette önemli bir yerde olan Bolvadin'i markalaştırmayı kafasına koymuş.

Merkezde elli beş bin nüfusuyla şehir gibi şehir olmanın tüm özelliklerini taşıyan Bolvadin, tarım ve hayvancılık sektöründe entegre tesislerle gelecekte adından söz ettireceğe benziyor. Tarihî, kültürel değerlerine; tarım, sanayi, ticaret ve termal kaplıca turizmini de geliştirerek ilâve etti mi kim tutar Bolvadin'i...

Kadim şehir Bolvadin'in bugünkü hizmetkârları, sahip oldukları mirasın batıda herhangi bir şehirde olsa çok farklı tanıtım ve propagandayla dünya tarihî kentler sıralamasında önemli bir yerde olabileceğinin de idrakinde olsalar gerek. Tarih ve medeniyetlere şahitlik etmiş Anadolu'nun birçok ili, ilçesi başlı başına bir değerdir. Her biri âdeta açık hava müzesi gibidir.

Tarihin, turizmin, doğal güzelliğin tekmili birden içtima ettiği Bolvadin'in; Kırkgöz Köprüsü, Eber Gölü ve yaylalarının yanı sıra Yanıkkışla'sı (Redif Kışlası), Lala Sinan Paşa Camii, Alaca Camii, Çarşı Camii, Kırklar Camii, Hacı Ahmet Camii, tarihî çeşmeleri, tarihî evleri, Özburun Peri Bacaları, yeraltı şehri, İnsuyu Mağarası'yla şehirlik sıfatı kendine yakışan ilçelerimizin ilk sıralarında yer alır.

Günümüz Bolvadin'inde Abdulkadir, Abdulvahap ve Carullah isimlerini sıkça duymak rastlantı değil elbette. Abdulkadir Geylani hazretlerinin torunlarından olan Abdulkadir Geylani'nin, Peygamberimizin bayraktarlarından Abdulvahap b. Buht'un ve Sultan Carullah'ın son nefeslerini irşadda iken Bolvadin topraklarında vermelerinin günümüze yansımasından başka ne olabilir ki?

"Bugünkü gün, dünkü günün yuvarlana yuvarlana şu zamana gelişin oldurduğu bir keyfiyettir. Biz, geçmişimizin meyvesiyiz" diyen mütefekkir, mutasavvıf yazar Sâmiha Ayverdi Hanımefendinin vurguladığı gibi, dünümüz günümüze ve yarınımıza payandadır. Tarihî ve kültürel değerleri yitirmeyelim. Yitiğimiz varsa bulalım, alalım. Kırklarımıza, Kırkgözümüze sahip çıkalım.

20.02.2007