İz Bırakanlar-3 Tarihçi Lütfi GÖKER

BİLİM TARİHÇİSİ LÜTFİ AĞABEYİN ARDINDAN

05 Mart 2000 tarihinde elim bir trafik kazası sonucu O’nu ebediyete uğurladık. Allah rahmet etsin, mekanı cennet olsun.

O’nu hepimiz “Tuzcu Abdullah’ın oğlu” olarak biliriz. Kendisi de böyle bilinmesini isterdi.

Bütün hayatı boyuncu bir mütevazılık örneği sergileyen Lütfi Göker. Bolvadin’de de halk adamı, üniversite camiasında bilim tarihçisi, Ankara’daki hemşehrileri arasında, ilim ve kültür birikiminden istifade edilecek bir ağabey olarak bilinirdi. Bedeni Ankara’da yaşasa da, gönlü Bolvadin’de olurdu. Her görüşmemizde “Bolvadin’de kayda değer bir havadis var mı? Diye sorardı. “kayda değmeyen” yani dedikodu türünden haberler O’nu ilgilendirmezdi. İlgilendiği, Bolvadin’in her bakımdan özellikle de eğitim ve kültür yönünden hep önde olmasıydı. Öz kültürüyle yoğrulmuş, milli ve mahalli değerlerle bezenmiş ihlas ve samimiyetin zirvelerine tırmanmış bir Bolvadin’li olarak yaşadı. Yapmacılıktan, özentiden, kendini başkalarına beğendirmekten, şeytandan kaçar gibi kaçardı. Hiçbir kötü düşünceyi barındırmayan, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan sade ve duru bir hayatı vardı.

1972 yılında geldiği Ankara’da 2 yıl Diyanet İşleri Başkanlığı Vakit Hesaplama Uzamanı olarak görev yaptıktan sonra, Gazi Eğitim Enstitüsü’ne Matematik Öğretmeni olarak atanmıştı. Bilimsel çalışmaları ilk meyvesini, 1974 yılında “GÖKYÜZÜNE SEYAHAT VE TÜRK-İSLAM ALİMLERİNİN YERİ” adlı kitabıyla verdi.

Bunu sırasıyla; ULUĞ BEY MEDDERESİ VE RASATHANESİ, MATEMATİK TARİHİ VE TÜRK İSLAM ALİMLERİNİN YERİ, FEN BİLİMLERİ TARİHİ VE TÜRK İSLAM ALİMLERİNİN YERİ, BİLİM VE TEKNOLOJİNİN GELİŞİMİ VE TÜRK İSLAM ALİMLERİNİ YERİ, ULUĞ BEY, HAREZMİ kitapları izledi. Ülkemizde konusunda ilk ve tek kitabı O yazdı. Bunlara ilaveten bir çok ders notu ve ders kitabı hazırladı. Ayrıca çok sayıdaki ulusal ve uluslar arası sempozyumlara katılarak, bugüne kadar ihmal edilmiş, Türk-İslam bilginlerinin, bilim tarihindeki yerini sergileyen bildiriler sundu. Başta Kültür Bakanlığı olmak üzere pek çok resmi yayın organlarında yazıları, makaleleri yayınlandı.

Bu kadar ilmi kapasite ve potansiyeli taşıyan bu büyük insan, hiçbir zaman gurura ve kibire kapılmadı. Alçakgönüllü yapısıyla, konuştuğu herkesin gönlünü fethetti. Engin hoşgörü sahibi idi. Üniversite çevresinde “Gökbilimci”, Ankara’da “Lütfi Ağabey” Bolvadin’de “Duzcu Abdulla’nın oğlu” olarak bilinmek O’na kafi geldi.

Hayatının son zamanlarında “ölümü” hep telaffuz eder olmuştu. Dünyanın cazibesi ve aldatıcığına kendisini kaptırmamıştı. Başını sokacak, “kutu” gibi bir evi, ayağını yerden kesen, modeli düşük bir “düldülü” O’na yetiyordu. Hırslı olanlara dünyanın arkasından yetişmeye çalışanlara “len aslanım ölmeyeceğiz mi? Bu ne derdin” diye söylenirdi. Muhabbeti sohbeti birer mesaj niteliği taşıyordu. Her işini tatlılıkla hoşgörüyle, mülayemetle sonuçlandırmaktan yanaydı. Öğrencilerini ve hemşehri çocuklarını hep “anacığım, yavrucuğum, evladım” hitabıyla bağrına basardı. Son günlerini torunu Ahmet Kemal ile geçirir olmuştu. Hayata veda etmeden, on dakika önce de, O’nu doyasıya sevmiş, öpmüş ve koklamıştı. Sanki O’na veda etmişti. Cebinde balon ve sakız eksik olmazdı. Her gittiği yerdeki çocuklara bunları hediye eder, onların gönüllerini alır, çocukları sevindirmekten mutlu olurdu. Çok samimi bildiği hemşehri çocuklarından, öldüğü zaman kendisine “üç gulhüvalla ve bir Elem” okumalarını isterdi.

Bolvadin özlemini ve sevgisini hep gönlünde hissetti. Bolvadin sevdalısı idi. Ölünce Bolvadin’e gömülmeyi çok önceden hem çocuklarına, hem de hemşehrilerine vasiyet etmişti. Kabire gelen hemşehrilerinin, “Şurda Duzcu Abdullah’ın oğlu yatıyor, bir Fatiha da O’na okuyayım.” diye düşüneceklerini, Ankara’ya gömülürse, sadece aile fertlerinin mezarına geleceğini, İbrahim Ulvi Yavuz Ağabey’e ifade etmişti. Dediği gibi oldu O’nu Ankara’da hemşehrileri yalnız bırakmadı. Çok kısa bir zaman aralığı içinde, Gazi Hastanesi morguna koştular, Basri Kabasoy Hocam cenazesini yıkadı, namazını kıldırdı. İbrahim Koca Ağabeyim kefenledi, kabri hazırladı. Bolvadin’e gelemeyecek hemşeriler, Ankara’da namazını kılarak, O’nunla helalleştiler. Bir çoğu da, cenazesine yetişemedi.

Bolvadin’deki cenaze töreninde bütün hemşehrileri O’nu bağrına bastı. Mart ayında yaşanan günlük-güneşlik bir günde Lütfi Ağabey’i Rahmet-i Rahman’a tevdi ettik. Allah gani gani rahmet etsin.

ALINTI : Yahya PEKTAŞ
http://www.bolvadinliyahyapektas.com/?page_id=325 

05.04.2014