Haberler


Resmi Büyüt

MİLLİ ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY'U RAHMETLE ANIYORUZ.!
26.12.2017

Mehmet Âkif Ersoy (Mehmed Râgıf) (20 Aralık 1873 – 27 Aralık 1936) arasında yaşamış Türk şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi ve siyasetçi. Milli Şairimizi aramızdan ayrılışının 81'inci yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.

Mehmet Âkif Ersoy, ulusal marşımız olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. büyük bir şair olmanın ötesinde büyük bir erdem örneği ve gerçek bir eğitimcidir. Hayatının her safhasında çevresine rehberlik ederek hep gelişmeci, ilerici bir çizgiyi temsil etmiştir."Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. İstiklal Marşı'nın yanı sıra Çanakkale Destanı, Bülbül ve 1911-1933 yılları arasında yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren Safahat en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1.TBMM'de yer almıştır.

Mehmet Akif Ersoy gibi âbidevi şahsiyetler, şüphesiz milletin bekasını kuvvetlendiren iç dinamiklerimizdir. Milletin geleceği için yeniden diriliş anlamı kazandıran belirleyici değerlerdir. Onları anlamak, anlatmak ise, muhabbeti tazeleme vesilesidir. Ersoy; yazı ve şiirlerini hiçbir zaman geçim kaynağı olarak görmemiştir. Buna rağmen Ersoy'u memlekete tanıtan, halka sevdiren asıl vasfı şairliği olmuştur.Hayatı boyunca doğruluktan ve haktan ayrılmadığı gibi eserlerinde de bu temaları işlemiştir.Özlediği nesli Asım’ın Nesli olarak tasvir etti. Milli Marşımızı, istiklal marşı olarak milletine armağan etti. Şiir için verilen ödülü, elinin tersiyle iterek, vatan ve millet sevgisini göstermiştir.

Destansı bir hayat yaşamiştir. Mazlum bir şekilde, aramızdan ayrıldı. Cenaze namazını, bir grup üniversite öğrencisi kılmış ve Defin işlerini de aynı gençler yapmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un vefatından yıllar sonra dünyaya gelen Mehmet Akif İnan, ‘kim demiş her şeyin bitişi ölüm, destanlar yayılır mezarımızdan’ diyerek destansı bir hayat yaşayanların mezarlarından da destanların yayıldığını söyledi.

M.Akif Ersoy, sadece İstiklal Marşı ve Çanakkale Destanı’nın şairi değildi. Bir dava adamı idi. İnandığı değerler uğruna her şeyi göze alacak kadar davasına ve inancına bağlıydı. Günümüz gençliği ve gelecek kuşağın M.Akif Ersoy’u anlaması, istikbalimizin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi anlamına gelmektedir. Bunun için, M. Akif Ersoy’un düşünce yapısı, davası, milli ve manevi meselelere bakışı ve hayatı önce bizler tarafından öğrenilmeli, sonra da gelecek nesillere aktarılmalıdır.

Bu duygularla Mehmet Âkif Ersoy’u aramızdan ayrılışının 81. Yıl dönümünde bir kez daha anıyor Yüce Allah (cc)'tan rahmet diliyoruz. Ruhu şad, Mekanı cennet olsun.minnet ve sevgiyle yâd ediyoruz.

“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”

"Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara´ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya"

MEHMET AKİF ERSOY’UN HAYATI
Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif 20 Aralık 1873 tarihinde İstanbul’da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.

Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif’in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 târihine kadar devam eder.

Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn’da edebiyat dersleri vermiştir.

1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi.

Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908′de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla başlar. Bu târihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm’de yayınlanır.

1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı’nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti.

1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükce Kur’ân-ı kerîm tercümesiyle de meşgul oluyordu, fakat bu sırada siroz hastalığına tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan’a gitti. Ağustos 1936′da Antakya’ya geldi. Mısır’a hasta olarak döndü.

Mehmet Âkif, şiir yazmaya Baytar Mektebi'nde öğrenci olduğu yıllarda başladı. Yayımlanan ilk şiiri Kur'an'a Hitap başlığını taşır. 1908'den itibaren aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazdı. Hikâyelerinde halkın dert ve sıkıntılarını anlattı. Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başladı. İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri'ne“ başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa'nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da İstiklâl Marşı'nı yazarak İstiklâl Savaşı'nı anlatmıştır. "Sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkan Mehmet Âkif, dinî yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemiştir. Edebiyat dili olarak Millî Edebiyat akımına karşı çıktı ve edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

Hastalık onu harâb etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. Siroz hastalığına tutulunca hava değişikliği iyi gelir düşüncesiyle önce Lübnan'a, sonra Antakya’ya gitti fakat Mısır'a hasta olarak döndü. 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda 63 yaşında hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı'na gömüldü. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960’ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi. Mezarı, Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey'in mezarları arasındadır.

Mehmet Âkif'e 1 Haziran 1936 tarihi itibarı ile 478 lira 20 kuruş emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş 1936 yılı Ekim ayından itibaren ödenmeye başlanmış, toplu olarak 2976 lira almıştır. Emekli cüzdanının son sayfasında ise “600 lira borç” ibaresi yazılıdır. Bu borç düştükten sonra ise kalan kısım ailesine verilmiş ve Mehmet Âkif bundan iki ay sonra vefat etmiştir.

Zulmü Alkışlayamam
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe Akalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma´nâsı bu mu?

#MehmetAkifErsoy #Anıyoruz #BizAkiflerinNesliyiz #Boldav

BOLVADİNLİLER DAYANIŞMA VAKFI(BOLDAV)
www.boldav.org.tr  
https://www.facebook.com/bolvadinliler.dayanisma.vakfi  
https://twitter.com/boldavankara  
https://google.com/+BoldavBolvadinlilerDayanışmaVakfı1987 boldava@gmail.com

Diğer Haberler