Köşe Yazıları


Resmi Büyüt

MEHMET ÂKİF ERSOY?UN DİN,VATAN,AHLÂK VE KÜLTÜR ANLAYIŞI
04.01.2010

Mehmet Akif Ersoy’un Kısa Hayat Tarihçesi:

Akif’in annesi Buhara’lı Emine şerife hanımdır.Âkif annesini şöyle anlatır:”Yaklaşık yüzelli yıl önce Hekim Hacı baba adında biri ,Buhara’dan Anadolu’ya gelmiş Boyabat kasabasında evlenmiş sonra oradan karısı ile birlikte gelip,Tokat’a yerleşmiştir”.
Akif”in anneannesi Buhara”dan gelen tüccar Mehmet efendi ile evlenmiş ve annesi Emine Şerife hanım bu evlilikten meydana gelmiştir.Annesi Derviş efendi ile evlenmiş iki oğlu bir kızı olmuş oğulları ve kocası ölünce dul kalmış ve Akif’in babası Mehmet Tahir efendi dul kadını
İstemiş ve Emine Şerife hanım ikinci evliliğini yapmış.

Babası Mehmet Tahir efendi Fatih Medresesi müderrislerinden arkadaşları arasında yüksek ahlaklı bir kişi olarak tanınmıştır .

Mehmet Akif hicri 1290 miladi 1873 yılında dünyaya geldi .İlk tahsiline Fatihte mahalle mektebinde başlamış,iki yıl okuduktan sonra ilk okula yazılmış, üç yıl okumuş,sonra Fatih’te Fatih merkez rüştiyesine girmiş,burada devam ederken babasından da Arapça dersi almıştır.
Rüştiyeden sonra mülkiye mektebini tercih etmiş fakat o sene mülkiye mektebi kapanmıştır. Üç senelik mülkiyenin idadi kısmını bitirdi .Bitirdiği yıl açılan mülkiye baytar mektebine yazıldı Okulu bitirince veteriner memurluğuna atandı 1913 yılına kadar devam etti.Daha sonra halkalı ziraat okulunda kitabet ve ayrıca dârülfünün’da edebiyat dersleri vermeye devam etti.
Mehmet Akif’in en büyük eseri olan Safahat’ında tamamen Osmanlı imparatorluğunun yüzyıllar boyu sürüp giden dertlerini, çöküntülerini, iç buhranları , halkın sosyal ve ekonomik sıkıntılarını dile getirdi.Onun asıl ünü imparatorluğun çöküşü karşısında duyduğu acı ve kaygıyı dile getirmesi ile başlar.İşte bundan sonradır ki Mehmet Akif milli bir vatan şairidir.

Mehmet Akif’ in Kişiliği ,Din , Vatan,Ahlak ve Kültür Anlayışı

.
Şanlı bir tarihe ,onurlu bir geçmişe sahibiz.Köklü devletler ve düşmanlarımızın bile gıpta ettiği medeniyetler kurmuşuz,mermeri bile dile getirip konuşturmuşuz.Narin minareler ile taşları bulutlara kavuşturmuşuz.Kalemle kılıcı birlikte taşımışız.Elimizdeki kılıç mazluma adalet götürmüş ve zalimin zulmünü önlemişiz.
Şair,yalnız kendi gönlünün sesini ve feryadını nazma ve dile döken insan değildir.İçinde yaşadığı toplumun sevinç ve üzüntü gibi gönül duygularını terennüm eden insandır .Şair,toplum denilen kolektif şuurun ve bu şuurun sesidir.O,milletine gönlüyle ve ruhu ile bağlıdır.Akif de bu gönül erlerinden biridir.O,büyük insan,yani insanlık vasfındaki büyüklüğe ulaşan Akif !.Bütün ömrü boyunca eserini yaşamış gerçek idealist..
Akif’ in imanı ,milletine toplumuna ve hatta insanlığa hizmet aşkıdır.Ki Onu zaman,zaman bir mücahit,bir vaiz,toplumdaki ahlaki bunalımları teşhis eden ve ameliyat masasına yatırdığı hastasının hastalıklarına eğilen bir doktor,bir hatip ve bir terbiyeci yapmıştır. “ Ne yapsam,ne yapmalıyım” diye çırpınan ruh,bu sorumluluğu yüklenen asil ve fedakâr ruhtur.O,bu emaneti usanmadan ve ümitsizliğe düşmeden taşımıştır.
Akif’in eseri olan Safahat ,Câmî ile başlar.Fatih camii Mü’mini yaratanına yaklaştıran ma’bed.Yeniçağ’a mührünü vuran,Türk tarihinin kudretli Fatih’inin ismini taşıyan,Fatih camisinin minarelerinden semalara yükselen seslerin en ahenklisi olan sabah ezanının etkisiyle Akif ,ayakta bulur kendini.

Bu lâhûtî seda çıktıkça cûş olup yerden
İner esrar-ı kudret Kibriya tavrıyla göklerden
Bütün âhengi -i hilkat yâd ederken Hakk’ı ezberden
Hüveyda şimdi canandır seherden,şam-ı esmerden
Mısralarında ruh, mana ve şiirin kucaklaştığını görürüz.Akif, bu ruhu İslam dinine bağlılığından alıyordu.Din ile ahlak ayrı şeyler değillerdir.Bunlar birbirlerinin tamamlayıcılarıdırlar.İlhamını dinden almayan bir ahlak köksüz bir ağaç gibidir ve yıkılmaya mahkumdur.
Müslüman-Türk milletini Hint denizlerine ,Viyana kapılarına kadar ulaştıran sebep hiç şüphesiz ilahi dinin istediği biçimde sağlam bir İslam ahlakına sahip olmalarında aramak gerektir.
İslam dini güzel ahlakın temelidir.Ahlâk daima fazileti telkin etmiş,birliği ve beraberliği sağlamıştır.İlim ve medeniyet ahlak sayesinde doğmuştur.”Her hikmetin başı Allah’a bağlılıktır”
MEHMET Akif safahatında :
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yürüklerden çekilmiş farz edilsin havf-i Yezdan’ın
Ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın
Dinden maksat şüphesiz güzel ahlaktır. Çünkü “Müslümanlık huyun güzelliğinden ibarettir “ ve mutluluğun kaynağıdır.
Tarih sayfalarını karıştırdığımız zaman imparatorluk kuran nice toplumların ahlaksızlıkları sonucu yok olup gittiklerine şahit oluruz.
Şanlı tarihimizde 1683 Viyana bozgunundan sonra devlet içinde meydana gelen bozukluk ve gerilemeler devlet erkanı ve aydınlar tarafından tenkit edilmişti.Bunun sonucu olarak da getirilen bazı ıslahat formülleri bozulan ahlaki duruma bir çare bulamamıştır.Tanzimat ile birlikte yeni ıslahat daha sunuldu .
Bu tez medeniyetçilik tezi idi. Ancak Batı’dan neyin alınıp neyin alınmayacağını anlayacak bir aydın kadro mevcut olmadığından,bu tez zamanla batı taklitçiliğine zemin hazırladı. Batı’dan pozitif ilim ,teknik ve makine alınacağı yerde ,Avrupa’nın hayat anlayışı ve âdetleri alınıp benimsemek yoluna gidildi.
Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşat dergilerinde görüşlerini savunan Mehmet Akif ve arkadaşları , İslâm dinini medeniyete ve ilerlemeye engel sayan batıcı ve moderinist düşüncenin zıddını savunuyorlardı.
Âkif susmayan bir ümitti .O,İslamiyet’in zaman ,zaman, tersine giyilmiş bir kürk gibi benimsenmesine isyan ediyordu.
Âkif’e göre ,milli varlığımız İslam dini ,İslam ahlakı ile kaynaşmış ve sentezleşmişti. O, batı taklitçiliğine karşı çıkarken batıdan müsbet bilim ve teknik almanın karşısına çıkmıyor, üstelik bunu teşvik ediyordu.
Alınız ilmini garbın,alınız sanatını
Veriniz mesainize hem de son süratini.
Ahlak; ferdin gerçek ve değişmez bir ahlaka ve manevi değerlere sahip olması ile mümkündür. Özünü İslam’dan almayan ahlaklar fertlere ve toplumlara göre değişirler.Çünkü yüksek değerleri İslam ahlakı emreder.Milletin ahlakı onun ruhu demektir.Ahlakını kaybeden milletler yıkılmaya mahkumdurlar.
Âkif safahatında :
“Oyuncak sanmayın! Ahlak-ı milli ruh-u millidir.
Onun iflası en korkunç ölümdür:Mevt-i küllidir”
“Bu hissizlikle cemiyet yaşar derlerse pek yanlış
Bir ümmet göster ölmüş maneviyatiyle sağ kalmış!”
“Gökten inmez bir de hiç bir şey.Bütün yerden taşar.
Kendi ahlakıyla bir millet ölür,yahut yaşar”

Tarihin kaydettiği bütün gerçek kahramanlar,;çoğu zaman maddi yahut manevi varlığını kaybedip meçhul istikametlere doğru çılgınca akan bozulmuş cemiyetlerin önüne cesaretle çıkarak,yalnız başına da olsa (dur!) diyebilen , gidilecek yolu ,yaşanacak hayatı gösterebilen insanlardır.Onların kendi dertleri ,şahsi ve ferdi duyguları yoktur.Hak bildikleri yolun fazilet,feragat ve fedakarlık yolunun,yalnız yolcularıdırlar. Kafalarında ulvi düşünceler,kalplerinde sonsuz çileler taşır,olanca varlıkları ile büyük davaların dev sancılarını çekerler.
Başkası adına fedakârlığı ,destânî çapta sonsuzlaştıran İslam dininin yüce peygamberi buyuruyorlar :”Müslümanların bütünü bir kişidir.Organlarından biri rahatsız olduğu vakit diğer organları da rahatsız olur” “Müslümanların dertleri ile dertlenmeyenler bizden değildir”
Bu anlayışın en güzel örneklerini asrı-saadet ve onu takip eden halifelerde görülmüştür.Fakat sonradan türlü sebeplerle tek zerresi ve noktası değişmez ve feda edilmez top yekün kainatın mesele ve davalarında mutlak mizan anlayışı olan İslam’dan uzaklaşmalarla durum değişti .Diğer Müslüman milletler gibi Müslüman –Türk de İslam’dan uzaklaştıkça düştü ,geriledi geriledikçe İslâm’dan uzaklaştı.
Bu durum vahametini artıra, artıra ilerledi ve öyle bir sınıra geldik ki;artık bütün yaralar kangrenleşmeye yüz tutmuş, dertler devasız kalmıştı..Deva diye gösterilen yollar hep bu imkansızlıklar batağına çıkıyordu.Kendi asliyet ve safiyetine yabancılaştırılan Mülüman -Türk
Büyük bir gaflet eseri olarak kurtuluşu, sahip olduğu ruh köküne cephe almakta buluyordu .
İşte bütün bu karışıklıklar ve şaşkınlık devri içinde toplumumuzun bir gören gözü bir düşünen kafası ve Hakk aşığı vardı .Bütün dertlerimizi en küçük ayrıntılarına kadar teşhis eden ,kurtuluş çarelerini akla gelmedik kolaylıklar içinde bildiren bu büyük insan toplumcu şairimiz,milli şairimiz MEHMET ÂKİF’di.
Görmeden gidenleri durduracak, ruh kökümüzün kopan bağlarını lif lif örgüleştirecek,İslam şuuru olanca gerçeğiyle gönüllerde uyandıracak Mehmet Akif..Cemiyetimizin her derdini bilen ancak onun gülmesiyle gülen,fakat yine onun sayısız derdinden gülmeye hemen, hemen hiç vakit bulamayan M.Akif buna rağmen:
“Ben böyle bakıp durmayacaktım dili bağlı
İslam’ı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım”
Diyebilecek kadar da şahsiyetini İslam’ı alçak gönüllülüğünün dayanılmaz sıcaklığında eritmiştir.
Eserlerinde çok görülen feryatlar,inleyişler ağlayışlar coşkunluklar hep toplumumuzla ilgili hadiseler dolayısıyladır.O, bazen dünyaya küser,bunalır,matemlere gark olur ki ,mutlaka canından çok sevdiği vatanının bir köşesi düşman istilasına uğramıştır, o vakit yüreği bir faninin taşıyamayacağı elemle burkulur,ağlar;

“…Elemin bir yüreğin kârı değil,paylaşalım!
Ne yapıp ye’simi kahreyliyeyim bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki …
Ah ! karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi …Nasıl yerlere geçmez insan.”

Bazen rabbına sitem ve niyazlarda bulunur,hazanın gördüğü cennet gibi yurdumuzun dertlerini terennüm etmekten baykuşa döndüğünü ,gül devrini görseydi ,bülbül olup dertsiz,matemsiz öteceğini söyler,
“Ey benim her taşı bir mâbed-i iman yurdum,
Seni er geç bana bir gün verecek ma’budum…”

Çanakkale savaşı günlerinde ,Akif Almanya da iken yakın dostu Ömer Lütfü Bey’e daima sorar
_” Ömer Bey bu Çanakkale ne olacak?
_” Allah bilir amma vaziyet tehlikelidir.Askerlik noktasından düşünülünce imkan yok.Ancak fen kaidelerinin haricinde ,insanüstü bir şey olmalı ki Türk askeri dayanabilsin”.
Ömer Lütfü bey böyle dedikçe ,O:
“_Eyvah,son istinatgahımız yıkılırsa ne olur? Diyerek ağlıyordu
“Yerinde kaldı mı ya kıblem ,harim-i imanın
Hüdâ rızası için söyle, pek perişanım!
Uzakta olmama rağmen civar-ı zârından
Civarım inliyor âvâz-ı ihtizarından.”

Bursa Yunanlılar tarafından işgal edildiği için yazdığı bülbül şiiri Akif’in hassas kalbinin nasıl bir vatan ve milletle çarptığını fazlası ile anlatmaya kafidir:
“Hayır matem senin hakkın değil ,matem benim hakkım
Asırlar var ki ,aydınlık nedir,hiç bilmez âfâkım!
Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda ;
Bugün bir hânümansız serseriyim öz diyarımda .”

O,cemiyetin dert ve meselelerine sadece ağlamamış,maddi,manevi bütün imkanları ile bugün hala çözmek için uğraştığımız milli davalarımıza isabetli görüşlerle hal yollarını göstermiştir.
Akif sanatın gayesinin insanlığa hizmet olması gerektiğine inandığı için,Sâdi’yi çok sevmiş ve Firdevsi’nin binlerce beyitlik şehnamesine Sâdi’nin sekiz beyitlik bir hikayesini üstün tutmuştur.Bunun 1919 da fünun mecmuasının “tahkikat-ı edebiye “ başlığı ile açtığı bir ankete verdiği cevapta apaçık görmek mümkündür.Bu yazısında merhum”…Nazımla bugün
yürümek istediğim gaye ,rezail-i içtimaimizi ortaya koyup halkı bunlardan tenfire çalışmaktır.” der.
Bunun için cemiyet meselelerini konu edinmeyen eski ve yeni şiiri beğenmez tenkit eder :

“Eski divanlarımız dopdolu oğlanla şarap;
Biradan,fahişeden başka nedir şi’r-i şebab?
Bir yığın acı gerçeğin içinde , zevk ve hayallere dalmayı iyi bir şey saymaz.
Onun Leyla’sı, ma’mur, müreffeh ve imanlı bir vatandı. Yıllarca idealini gerçekleştirmek için didindi Leylâ’sını istedi ,kavuşma sabahını bekledi ,bazen kavuşmayı uzak gördü ,bütün varlığı ile bağlandığı ,iman ettiği Ulu yaratanına sitem bile etti:

“Gel ey Leyla gel ey candan yakın canan uzaklaşma ,
Senin derdinle canlardan geçen mecnun’la uğraşma .”
………………………………………………
Cemaatler kölendir,Ka’beler haclen..Gel ey Leyla
Gel ey candan yakın canan ki gaiblerdesin hâlâ
Bu nâzın elverir Leyla ,in artık in ki bâlâdan
Müebbet bir bahar insin şu yanmış yurda Mevla’dan

Kimin uğrundadır serden gecip berdar olan canlar,
Kimin uğrundadır Leyla , o makteller , o zindanlar
Helal olsun o kurbanlar; o kanlar , tek sen ey Leyla
Görün bir kerecik ye’setmeden Mecnunu istila .”

Akif Leylâsına kavuşabilmek için olanca gayretini sarf etti İstanbul’dan Ankara’ya gitti.Yolda uğrağı olan çeşitli yerlerde vaazlar konuşmalar yaptı. Milletimizi uyandırmak şahlandırmak yolunda her güçlüğe göğüs gerdi. Kastamonu Nurullah camiinde şöyle konuştu:
“Milletler topla, tüfekle ,zırh ile ordularla tayyarelerle yıkılmaz.Milletler ancak arasındaki rabıtalar çözülerek herkes kendi başının derdine ,kendi havasına ,kendi menfaatine ,kendi menfaatini temin etmek kaygısına düştüğü zaman yıkılırlar.” Daha birçok yerlerde konuştu . Sıratı müstakim ve sonra Sebilurreşat mecmualarında nesir ve şiirler yazdı

“Bunca zamandır uyudun, kanmadın

,Çekmediğin kalmadı uslanmadın:
Çiğnediler yurdunu baştan başa,
Sen yine bir kerre kımıldamadın!
…………………………………
Yıllarca,asırlarca süren uykudan artık,
Silkinde :Muhitindeki zulmetleri yak,yık!
Bir baksana :gökler uyanık ,yer uyanıktır;
Diyen sesi yurt sınırlarını aşmış diğer İslam beldelerinde yankılar yapmaya başlamıştır.
“Ey cemaat uyanın!yoksa gün batacak.
Uyanın korkuyorum leyl-i nedamet batacak,
…………………………………………..

Sizi kim kurtaracak,sûru mu İsrafilin?
Etmeyin… memleketin hali fenalaştı …Gelin!
………………………………………..

Ey cemaat uyanın,elverir artık uyku !
Yok mu sizlerde vatan namına hiçbir duygu?


Diye haykırarak uyandırdığı, coşturduğu Müslüman-Türk’ün zaferinde , manevi başkumandan olma sıfatı ile ,en büyük şeref payı Akif’e aittir..Memleketimizin dış düşmanlarıyla olan bütün mücadelelerini ,acı ve tatlı tarafları ile cemiyetimiz üzerinde etkilerini ,O’nun eserlerinden sırası ile takip etmek mümkündür .”Bu bakımdan Akif cemiyete çevrilmiş bir fotoğraf objektifi gibidir…1908-1923arası hadiseleri, hürriyetin ilanı,Balkan harbi ,umumi harp ve kurtuluş savaşı ile ilgili hadiseler eserlerine tam manası ile yansımıştır”
“Murat Hüdavendigarı sırtında gezdiren tepeler,Ferdinand’ın önünde eğilmeye mecbur kalmış;fezasında ,Yıldırım Beyazıd’ın seday-ı kahrı çınlayan vadiler,ecdadın her bucağında can ektiği mefahir dolu şeref dolu topraklar,düşmanın sefil ayakları altında …Bütün bunları bilen ve söyleyen Akif nasıl susar.

“Ne felaket dönüversin de mesacid ahıra ,
Hırvatın askeri tepsin çıkıp üstünde hora .
Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova,
Sen misin? Yoksa hayalin mi?Vefasız Kosova
……………………………………………….

Basacak mıydı fakat göğsüne Sırb’ın çarığı ,
Serilip yerlere binlerce şehidin sarığı,
Silecek miydi en alçak neferin çizmesini
Dürtecek miydi geçen leş gibi her limesini.
………………………………………….

Karadağ hududu ,Sırp eşşeği ,Moskof yılanı
Sonra Yunan iti çepçevre kuşatsın vatanı
Tarumar eyleyi versin de bütün ordumuzu
Bizi kovsun elimizden alarak yurdumuzu
Kimsesiz ailelerden kimi gitsin bıçağa
Kimi bin türlü fecaatle çekilsin kucağa.”

“Balkan harbi ve Umumi Harpteki felaketlerimiz karşısında susan ve lakayt bir durumda kalan edebiyatımızın bu hadiselere üzülen,ağlayan biricik şairi AKİF’tir.”
Binlerce can pahasına sahip olduğumuz toprakların dünkü teb’alarımız tarafından ele geçirilmesini görmek,Akif için dayanılmaz bir facia,kahredici bir darbe oluyordu .O, bu milli facialarının sebeplerini tembellik,hissizlik,mes’uliyetsizlik,tefrika ve cehalet olarak tesbit ediyor,topunun yüzüne tükürüyordu :
“Tükürün cephe-i lakaydına Şarkın tükürün!
Kuşkulansın görelim,gayreti halkın,tükürün!
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere.”

Birinci dünya harbiyle vatanın içinde bulunduğu tehlike devam ediyor içte ve dışta hüküm süren iktisadi tehlikeler artıyordu.Fakat önceki facialarla bu durum arasında fark vardı .Bu fark Akif’in ümidini artırıyor,heyecanını şahlandırıyordu .Çünkü”ASLAN GİBİ IRKIN TORUNU “ işte Çanakkale’de,dünyanın en üstün donanmasına ,en üstün mücehhez ordularına yumrukla karşı koyuyor.Dört taraftan tepesine yağdırılan ateş,”Pak alnının istihkamına sığınmış kahraman Mehmet’in iman dolu göğsünde sönüyordu.
Mehmet Akif’in en yakın arkadaşlarından Akif Sencer Bey anlatıyor: Anadolu-Bağdat demiryolunun Hicaza ayrılmış son istasyonu olan El-Muazzama gelmiştik.Harbiye Nazırı ve Başkumandan vekili Enver Paşa beni aramış.Çanakkale zaferini müjdelemişti .Akif’in hayatının en bahtiyar en mesut anı… Ay bedir halindeydi .çöl gecelerinin parlak yıldızlı semasını zaferimizin şerefine aydınlatan kamerin efsanevi ışıklar altında Mehmet Akif ,hiçbir başka ışığa ihtiyaç bırakmayan bu güneşi unutturacak kadar parlak çöl gecesinde ,sabahladı ….İstasyon kulübesinin arkasındaki hurmalığın içine çekildi ,sadece hıçkırıklarını duyuyorduk.İçli derin hıçkırıklar … Sabahleyin vazifesini tamamlamış fanilerin az kula nasip olun rahatı ile yüzüme derin ,derin baktı:
--Artık ölebilirim Eşref …Gözüm açık gitmez dedi.”

Artık zafer kazanılmış, vatan düşman işgalinden kurtarılmıştı.Akif’in sesi bütün gönüllerin inandığı bir hakikat halinde ,göklerimize yükseliyordu .

“Korkma !Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Ebediyen sana, yok ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin İSTİKLÂL!”

Akif siyasi sahada kullanılan büyük zaferlere ; sosyal ,ekonomik ,kültürel sahalarda devam edilmesini istemektedir.Bu zaferlerin sağlanabilmesi için maddi ve şekil inkılâbı yerine ruh ve Ahlakımızda inkılap istiyordu .
“İnkılâp istiyorum, ben de fakat ABDUH GİBİ
Yoksa ellerde kör alet efeler tertibi,
Bab-ı Alî ‘leri basmak ,adam asmakla değil.”
Akif’e göre fikir sahasında halkı yükselterek münevver zümreye yaklaştıracak yerde ;Halka doğru iniş feci neticeler verdi .Münevverin cevheri halkın heveslerine feda edildi .Halkın münevver asaletiyle alakası büsbütün kesildi “
Sizde erbab-ı tefekkürle âvamın arası
Pek açık .İşte budur bence vücudun yarası .
…………………………………….
…Evet ortada pis bir uçurum,
Var ki günden güne dehşetleniyor,korkuyorum,.
-Kapatılmazsa gelip bir yere şayet efkar
- Olmasın Millet-i merhumeye bir kanlı mezar.”

Neticesi felaket olan bu ayrılık önlenmeli sonra da ruh ve mânâ inkılâbı yapılmalıdır.
Akif’in düşündüğü inkılap iki temel üzerine yükseltilecektir .Marifet ve Fazilet …Marifet:İlim ve Fen,milletimizin düşünme ,zevk ve tenkit melekelerini geliştirecektir.Fazilet de ,marifet yolu ile toplanan ve işlenen değerleri memleketin .selametine tahsis etmeyi mümkün kılacaktır.

“Çünkü milletlerin ikbali için evladım.
Marifet,bir de Fazilet…iki kudret lazım
Marifet, ilkin ahaliye saadet verecek
Bütün esbabı taşır;sonra Fazilet gelecek,
O birikmiş esbabı alır memleketin
Hayr-ı i’lasına tahsis ile sarf etmek için.”

Akif yüce milletimizin Faziletinin kökten ve esastan geldiğini kabul eder .Fakat son üç asrın durmadan ilerleyen ilmiyle birlikte bulunamadığı için toplumumuzun bu hazin durumuna düştüğünü söyler.

Biz, evet hasmımızın kudret-i irfanından ,
Bî nasibiz de o yüzden bu şerefsiz husran

O ,bazı yanlış anlayanların aksine tam bir medeniyet ve ilmin taraftarıdır.Geri kalmamızın en büyük sebebi olarak bilgisizliğimizi ,cehaletimizi gösterir.

Eyvah !Bu zilletlere sensin yine illet…
Bir derd-i cehalet sana düşmekle bu millet,
Bir hale getirdin ki ;ne din kaldı ne namus!
………………………………………………
Bu cehalet yürümez asra yakın :asr-ı ulûm!

Bir makalesinde “Bütün toplum bilimcileri arıyorlar tarıyorlar bizim gerileyişimizi,tükenişimizi hep irfansızlığımızda ilimsizliğimizde buluyorlar “diyor.

İlim ve irfanı kazanmanın yolu çalışmaktır.Diğer Avrupa milletleri gibi fen ve teknikte ilerlemenin tek çaresi bilerek anlayarak metotlu çalışmaktır.Bu şekilde çalışılmadığı içindir ki ,ticaret ve sanayi çökmüş fen ve teknik zayıf ,ziraat da Adem babamızdan gördüğümüz usullere dayanmaktadır .Çalışılmadığı takdirde bu durum böyle sürüp gidecektir.Zira alemde külfetsiz nimet yoktur.

“Zavallı milletin idraki târmâr olalı:
Muhit-i ilme giren yok diyar-ı fen kapalı ;

“ Sanayiin adı batmış ,ticaret öylesine
Ziraat olsa da …Âdem Nebi Usûlü Yine !
Hülasa, hepsi çalışmak ,yorulmak isteyecek
……………………………………………….
Sıkıntısız mütefennin üzüntüsüz Âlim
Ne tatlı şey!Buna bir çare yok mu ?”

Gerçekten mücahit olan Avrupalılara bakın onlar yerlere kanaat etmiyorlar da göklere hükmediyorlar , insan yaratma yolundalar.

“Bir yığın kuvveti var,hem ne tabii de henüz,
Biz o kuvvetlere eller gibi hâkim değiliz!
Yarının ilmi nedir, halbuki ?Gayet müthiş:
(Maddenin kudret-i zerriyyesi )uğraştığı iş
O yaman kudrete hakim olabilsem diyerek ,
Sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek

Bir de kafanızı döndürün de Şark’ı görün,geri lafı yetmeyecek kadar geri….Çalışmamızın biri garp medeniyeti seviyesine ulaşabilmesi için modern metotlar takip etmenin ehemmiyetine işaret eden Mehmet Akif diyor ki:”Sorarım bu davada onlara , ne neye lüzüm görmüyorsunuz diye.Bir adam koltuğunda on karpuz taşıyabilir mi ?” İlim ve sanatta ihtisas yapmanın yurt kalkınmasındaki önemine inanan Akif,Almanya’yı örnek gösterir ,yarım yanlış bilgilerle ,her konuda bilir bilmez konuşanlara çatar.
“Sabahleyin mütefelsif,ikindi üstü fakih;
Sular karardı mı pek yosma biri edib-i nezih
Yarın müverrih;öbür gün siyasetin kurdu .
Bakarsın ertesi gün içtihada pey vurdu !”
Bu kadar geniş görüşlü ve gerilik düşmanı merhum’u bazılarının geri görmesi Onun ruhunun ne sonsuz ve derin bir yarına sarkmakta olduğunu fark edememelerindendir.

Çalışmalarımız Batının ilim ve fennini alabilmek hatta onu geçe bilmek yönünde olabileceğine göre ,batıdan nasıl faydalanmalıyız? Batıdan alacağımız şey sadece ilim ,fen ve metot dur. <<Garbın çiğneyip posasını çöp tenekesine attığı aşağılık zevk ve eğlenceleri değildir>.
Avrupa’nın tekniğini alacak yerde ,moda rezaletlerini ,türlü çirkinliklerini ,ne dinimiz ne milli varlığımızla uyuşacak aşağılık taraflarını aldık taklit ettik .Akif’e göre kendi deyimi ile seyyiat gümrüklerde kalmalı ,Garb’ın yalnız ilim ve sanatını almalıyız

<<Alınız ilmini Garb’ın alınız sanatını
Veriniz hem de mesainize son süratini
………………………………………
<<Sade Garb’ın ilmine dönsün yüzünüz>>
Bizim düşmanlığımızın sadece garbın faziletsizliğine ,canavarlığına, barbarlığına iki yüzlülüğüne ,çifte standartlığına olduğunu da şöyle açıklar:Lakin bu heriflere karşı olan buğzumuzu hiçbir vakit onların ilimlerine ,fenlerine ,sanatlarına sıçratmamalıyız . Heriflerin ilimlerini fenlerini almalıyız.
Sadece taklit etmek tehlikeli hatta zararlı bir yenileşme yoludur:




<< Ne yapsa Avrupa ,bizlerce asıl olan hareket
(o halde biz dahi yaptık )deyip hemen taklit
Bu türlü yenilikten ne hayr edersin Ümid ?>>
AŞILARKEN DE VURUN KENDİ KENDİNE AŞI

Demek oluyor ki Akif’in tek dişi kalmış canavara benzettiği medeniyet,Garb aleminin maddi ve teknik sahadaki harikulade ilerlemesi değil, manevi sahadaki faziletsizliği idi..
Garp medeniyetine olan bütün düşmanlığı onların milletimize ve diğer zavallı milletlere yaptıkları
Tecavüz, sömürü ve haksızlıklardan,vahşiliklerden dolayıdır O , vatan ve milletinin her derdi her felaketi karşısında olduğu gibi garb sömürgeciliğinin saldırganlığı karşısında da kuvvetli sanatına hisli ruhunun olanca heyecan ve coşkunluğunu katarak şöyle haykırdı:

Azıcık kurcala toprakları seyret ne çıkar:
Dipçik altında ezilmiş,parçalanmış kafalar!
Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler!
Kim bilir hangi şenaatle oyulmuş gözler!
(medeniyet) denilen vahşete lanetler eder
Nice yekpare kesilmiş de sırıtmış dişler!
…………………………………………
Tükürün ehl-i salibin o hayasız yüzüne !
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne !
(Medeniyet) denilen maskara mahluku görün:
Tükürün maskeli vicdanına asrın,tükürün


Avrupa’ya karşı bu derece düşman olmakla beraber hissi hareket etmiyor ve (ilim Müslümanın yitiğidir,nerede bulursa alır)diyen yüzde yüz mutabakat ederek şöyle diyordu.
Avrupalıların ilimleri,irfanları inkar olunur şey değildir.Ancak insaniyetleri ,insanlara karşı olan muamelelerini kendilerinin maddiyattaki bu ilerlemeleri ile ölçmek katiyen doğru değildir.Heriflerin ilimlerini fenlerini almalı ,fakat kendilerine asla inanmamalı ,kapılmamalıdır.
Akif imansız medeniyetin insanı ezeceğini bildiği için kendi milletine saf,yüce,namuslu ve imanlı bir medeniyet istiyordu <<Benim bütün insanlar,bilhassa dindaşlarım namına istediğim bir medeniyet varsa o da her manasıyla pâk yüksek ,namuslu bir medeniyettir,bir medeniyeti fazıladır.>>

Böyle bir medeniyetin vücud bulabilmesi için ,cemiyetimizin,tembellik ve meskeneti atması yılmaz sarsılmaz bir azim ,gayret içerisinde<< iki günü eşit geçirmemeye>> çalışması lazımdır.<<Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz>> mealindeki ayetten ilham alarak seslenir:

<<Alemde ziya kalmasa,halk etmelisin halk!
Ey elleri böğründe yatan ,şaşkın adam kalk!
Herkes gibi dünyada henüz hakkı hayatın
Varken,hani herkes gibi azminde sebatın.>>

Miskinliğin, hareketsizliğin hiçbir türlüsüne rıza göstermeyen Akif’in hayatı tembelliği sanat haline getirenlere örnek olacak derecede hareketli, hamleli ve ümitli geçmiştir.Anadolu’yu bizzat ve eserleriyle adım,adım dolaşmış ,me’yüs halkımıza silkinme gayreti ,ümit müjdesi ve azim iradesi vermiştir
<<Ye’s öğle bataktır ki ;düşersen boğulursun
Ümmide sarıl sımsıkı ,seyret ne olursun!
Me’yus olanın ruhunu ,vicdanını bağlar
Lanetleme bir ukde-i hatır ki çözülmez …
En korkulu cani gibi ye’sin yüzü gülmez!
……………………………………….
Yok ! yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
(iş bitti …sebatın sonu yoktur)deme ; yılma
……………………………………………
Hüsrana rıza verme …Çalış…Azmi bırakma;
……………………………………………..
Ey mille-i merhume,sakın ye’se kapılma

Çalışmaya engel olan ikinci bir maniayı (kader) ve (tevekkül)kelimelerine toplumumuzun vermiş olduğu yanlış mana teşkil eder.Halkın anladığı manasıyla tevekkül ,dinimizin alnında simsiyah iz bırakmış uğursuz bir lekedir.

<<Tevekkül inmek için tâ bu şekl-i mübtezele,
Nasıl uyuttunuz efkârı ,bilsem,ey hezele?
Nasıl durur aceb alnında şer’i ma’sumun
Bu simsiyah izi halâ o levs-i meş’umun

(Tevekkülü bir tembellik vasıtası haline getirenlere şöyle der:

<<O İhtişamı elinden niçin bıraktın da ,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?
Belanı istedin ,Allah da verdi …Doğrusu bu .
Meşiyyetin sana zulm etmek ihtimali mi var?
(Çalış) dedikçe şeriat çalışmadın durdun
Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun!
Sonun da bir de tevekkül sokuşturup araya ,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya !

İnsan ,Müslüman denilen bu derbederlerin halini görüyor da, kaderin de tevekkülün de
Günahına giriyor:Niye bu kelimeler var diye ?
<<Allah’a dayandın !>> diye sen çıkma yataktan…
Mana-yı tevekkül bu mudur?Hey gidi nâdân !

Bugün Müslüman kılığındaki insanların (kader)den anladıkları şey,islam’a iftiradır.Tevekkül ise bizi fenalıktan ,fenalığa sürükleyen bir beladır.Halbuki aslanda tevekküli imanın şi’arı ,faziletin kahramanı idi .Sonradan ruhuna zerk edilen tembellikle memleketi harap edİp gitti :

<<Tevekkül öyle yaman bir şiar-ı imandı,
Ki kahramanI fezail denilse şayandı
Yazık ki :ruhuna zerkettiler de meskeneti ;
Cüzzama döndü harap etti gitti memleketi.>>

Akif tefrika (bölücülük) zehriyle şaşırmış giden bu toplumun geleceğinden ,emin ve umutlu olamayacağını biliyordu.Bu bakımdan ideal başı boşluğunun parça ,parça koparıp ,gurup ,gurup parçaladığı toplumumuza ,bölücülük illetini ,bir alarm keskinliği ve tesiriyle haber veriyordu:
<<Sen!Ben! desin efrad,aradan vahdeti kaldır;
Milletler için işte kıyamet o zamandır.
…………………………………………




İslam’ı evet tefrikalar kastı kavurdu ;
Kardeş, bilerek bilmeyerek ,kardeşi vurdu.
Can gitti vatan gitti ,bıçak dine dayandı .

Ey tefrika zehriyle şaşırmış giden ÜMMET
Nedir bu tefrika yahu.Utanmıyor musunuz?
Geçen fecayia hala inanmıyor musunuz?
Nifakı gömmeli artık mezar-ı nisyana >>

Bölücülüğün dağıtan yıkıcılığından ,İslam’ın birlik ve beraberlik cephesine çağırıyor,eskiden şiar-ı vahdet olan manzumesinin kopan şirazesine çare<<BİRLİK>> ,Post kavgalarına menfaat çatışmalarına paydos demeli ,el ele vererek çalışmalıdır.

Toplumumuzun sinesinde ,hala kanayan yaralar halinde göz,göz açılmış olan dertlerimiz ,İslam’ı yanlış anlamaktan doğmaktadır.İslam’da kısa görüş,dar düşünce ve taassup yoktur.Akif taassubun dinde olmadığını ,onun kimlerin marifeti olduğunu çok iyi biliyordu .

<<Ya taassup!Ya taassup! O kadar maskaraca
Bir yol almış ki ,bakarsın başı misvaklı hoca
Mütehassısken edepsizliğin eşkalinde ,
En ufak şeyden olur dini hemen rencide>>

Maddi ilerlemeyi mümkün kılacak yenilikleri halka benimsetirken kutsal değerlerimizin korunmamasından yakınır.Onun muhafazakarlık anlayışı ,millet hayatını kurmuş bulunan bütün esasların ,vatanın,tarihin,dilin,dinin herhangi bir yeniliğe feda ve terk edilmemesi şeklindedir.Bu yüzdendir ki muhafazakarlığı ,sakalsız fazilet ,tesbihsiz dindarlık tanımayan ,ilme inanmayan dar görüşlü olmak, medeni hayatın dışında yaşamak şeklinde anlayanların itham ve alaylarına sert cevap vermiştir.Ona göre toplumumuzdaki bozukluklar şöyledir:

Lafcılık, müsbet iş görmeme, ve vatan sevgisinin azlığıdır.

Acaba biz ne yaptık daha düne kadar geçen zamanımız susmakla geçti .Son zamanlarımızı da eskisi gibi lafla geçirdik .Bu millet ki bütün vücudu durur yalnız çenesi işler kısır çekişmelerle geçirirse elbette yaşamaz. Bu durumda sebep olarak vatan sevgisinin azlığı vatanın sahipsizliğini göstermektedir
<<evler tünek olmuş,ötüyor bir sürü baykuş…
Seslerde:Vatan tehlikede imiş …Batıyormuş,
Lâkin,hani,milyonları örten şu yığından
Tek kolda<<Yapışsam…>>Deniyor bir taraftan..
Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.>>

Mazinin övülecek kısımlarını bırakıp kötü taraflarına özenmek, müsbet yönde atalarımız gibi yaşamamak ,o necip ve şanlı milletin evlatlarına yakışmıyor.

<<Neden mefahir-i eslafa kahredip,yalnız,
Mülevvesatına mazimizin sarılmadayız?
………………………………………….
Kış uykusunda mı geçmişti ömrü ecdadın?
Hayır o nesl-i necibin,o şanlı evladın,
Damarında şehamet yüzerdi kan yerine .
Yüreklerinde ölüm şevki vardı can yerine
Deden ne türlü yaşarmış…Adamsan öyle yaşa

Akif toplumumuzun çok derdinin dini terk etmekten geldiğini kabul eder.Buna şu beyti delil gösterir
<<Müslümanlık denilen ruh-u ilâhi arasak
<<Müslüman>> diye insan yığınından ne uzak
Dini tetkik edeceksen ,dönelim haydi geri ;
Alalım neş’at-ı İslam’a yakın bir devri
O ne dehşetli terakki ,o ne müthiş sürat
Öğle bir harika gösterdi mi insaniyet ?

Dine sarıldıkça yükselen ,genişleyen milletimiz,dini bıraktıkça düştü geriledi geriledikçe dini bıraktı .Buna

Bir de din kaydını kaldırmalı ,zira o bela ,
Bütün esbab-ı terakkimize engel hâlâ >>

Diyen mütefekkir müsveddeleriyle onların tam aksine düşünen;
<<Bu fesadın başı hep fen okumaktır.>>
şeklinde yanlış bir terakki sahibi olan avam tabakası sebep olmuştur.Bilhassa Avrupa’da tahsil yapmış yeni yetişen gençlik dini hiç anlamamış yahut yanlış anlatılmış olduğundan ,İslam’a düşman kesilmiştir.
Bir selamet yolu varmış…Oda neymiş?Mutlak,
Dini kökten kazımak,Sonra evet,Ruslaşmak
O zaman iş bitecekmiş…

Asrın ilimlerini öğrenen gençlerimize mukaddesata hürmet duygusunu da aşılamalıyız.
Evet ulumun asrın şebaba öğretelim;
Mukaddesata,fakat ,çok ihtiram edelim>>

Fakat içinde leş taşıyan,mukaddesata kadar her şeye saldıran köpek tıynetlileri hesaba katmaz:
<<Mukaddesata kadar saldıran beş on çomarı ,
Hesaba katmayı hiçbir zaman düşünmüyorum:
O tasmasızlara insan demekte ma’zurum.>>

Asıl üzerinde durulacak nokta ,en aziz bildiğimiz şeylere bile tereddütsüz saldıra bilen kimselerin nasıl yetiştiğidir.Cemiyetimizdeki bazı bozukluklar,noksanlar,yanlış anlamalar,halkı cahil bırakıyor,okuyan gençliği mukaddesata hürmetsiz kılıyor.Bunların başında ediplerin yazarların halkı irşat etmeyişi daha çok yoldan çıkarıcı telkinlerde bulunması gelir.

<<Üdebanız hele gâyetle bayağ mahlukât…
Halkı irşat edecek öyle mi bunlar?Heyhat.
Kimi Garbın yalınız fuhuşuna hasbi simsar;
Kimi İran malı der ,köhne alır hurda satar.
Serseri :hiçbirinin mesleği yok,meşrebi yok
Feylesof hepsi ;fakat pek çoğunun mektebi yok.>>

Bu türlü ediplerin yazarların meydana getirdikleri edebiyatın ,pek tabiidir ki çok zararı dokunacaktır.Çünkü:
Ne kaldı bir edebiyatımız mı ? Vâ esafa!
Bırak ki ettiği yoktur bir ihtiyaca vefa;



Ya ruh-u milleti efsunluyor ,uyuşturuyor
Ya sinelerdeki hislerle çarpışıp duruyor.>

Akif bu durumun düzelte bilecek mükemmel adamların cemiyetimizde çok az olduğundan şikayet eder.
Dört başı mamur adamların cemiyetimizde az bulunmasının sebeplerini ,Akif’e göre şöyle sıralaya biliriz.
a)Vazife perverlik ve fedakarlığı başkasından beklemek:<<Birde bakıyorum vazife perverliği, fedakarlığı daima başkalarından bekliyoruz(dostlar şehit biz gazi) yağması dört elle sarıldığımız bir düstur.>>
b)Nemelazımcılık ve vazife hissine biganelik.

<<Küçük büyük (Ne vazifem) desin de işi yürütün.
O hale geldi ki millet vazifesizlikten: Vazife hissi kafi değil, bugün cidden>>
c) ( Hissizlik) duygusuzluk
<<Duygusuz olmak kadar dünyada lakin dert yok
Öyle salgınmış ki mel’un:Kurtulan bir fert yok .
Kendi sağlam…Hissi ölmüş,ruhu ölmüş milletin.
İşte en korkuncu hüsranın,helâkin haybetin.>>

d)Çocuk terbiyesinde yanlış usullere baş vurulması:.Çocuklarımızı beşikten başlayarak uyuşukluk aşılanmakta ,hurafelere inanmaya sevk edilmektedir.Aslında ceddimizin kahramanlıklarını onlara ninni yerine söylemeli ,zafer arzusunu gönüllerinde tutuşturmalıyız.Dedelerimiz çocuklarını :

<<Zafer havasına doymaksızın uyutmazdı.>>
onların nesli ise:
<<Bugün uyuşturuyor(ninni )lerle ahfadı.>>
sadece dayak atmakla çocuk terbiyesine kalkanlar muvaffak olamazlar

<<Gül değil ,kıl bile bitmez sopa altında.>>
Ve bugün bu yanlış terbiye metotlarının neticesinde fena yetişmiş ,hayatı anlamayan bir gençlik doğuyor.
<<Geçer şebabımızın en güzide eyyamı
Hayatı anlayarak atmadan bu evhamı .
Hayatı anlamıyor…Çünkü görmüyor,okuyor;
Zavallı kırkına gelmiş de ağzı süt kokuyor.

e) Memleketin istifade edebileceği en mükemmel adam azlığının en mühim sebeplerden biri de ,yüksek okulların mütehassıs yetiştirmemesi her işte Avrupa’dan adam getirtilmesi :
<<Bir alay mekteb-i âli denilen yerler var;
Sorunuz bunlara millet ne verir?Milyonlar
Ne yetiştirdi ki bunlar acaba ?Anlatınız>>

Bu durumu ortadan kaldırmak için,maarifi önder yapmamız lazımdır.Tıpkı Almanya’da olduğu gibi ,önce ilkokuldan başlamak gerekir
<<(Muallimim ) diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli,sonra liyakatli,sonra vicdanlı .>>
Öyleyse (Adam) sızlığımızı tedavi yoluna ,tereddüt etmeden :İlkokullardan başlamalıyız,üstelik bağlı bulunduğumuz dini koruyabilmek de ,maarife önem vermekle mümkündür.
<<-Kemal-i şevk ile madem atılmışız dine_
Okur yazar olacaktık siyaneten dini
Onun maarife vâbeste ,çünkü te’mini

Akif maarifte istediği bu yeniliklerin yanı sıra ahlak’ta inkılap istiyordu.Ahlaksız tahsilin işe yaramayacağını bildiği için toplumumuzun bünyesinde görülen ahlaksızlıkları,yok edilmenin yollarını en güzel şekilde gösterdi .Kötülükleri önleyebilmenin en kısa yolu kalplere Allah korkusu sokabilmektir.
<<Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ,ne vicdandır;
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır

Toplumumuz İslam’ın iyiliği emretmek kötülüğü yasaklamak emrini unuttu ,.Çiğnenen Hakk’ı tutup kaldıracak mert kişilere muhtaç kaldı.Böylece yüzsüzlük ,utanmazlık alenileşti :Hatta bir takım sapkınlar ise olanca kudurmuşlukları ile ,utanmazlığı bile utandıracak,haya ve edep gibi mukaddes mefhumlara saldırıyorlar.
Haya sıyrılmış inmiş,öyle yüzsüzlük ki her yerde…
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde.>>

<<Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim>>diyen peygamberin ,Hakk katından getirdiği İslam imanı ,ahlakın en büyük kurucusu ve koruyucusu olmuşken ,faziletten haberimiz yokta diz boyu rezalet içerisindeyiz
<<O iman hüsn-ü hulkun en büyük hamisi olmuşken,
Nemiz vardır fezâilden,nemiz eksik rezailden?
Demek:İslam’ın ancak namı kalmış Müslümanlarda >>

Akif’e göre bu korkunç durumdan kurtulmanın biricik imkanı Ahlakımızı yükseltmektir.
<Sade bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli
Bir halâs imkanı var:Ahlakımız yükselmeli
Oyuncak sanmayın !Ahlak-ı Milli,ruh-u Millidir
Onun iflası en korkunç ölümdür:Mevt-i Küllidir.>>

Fakat cemiyetimizdeki mevcut aile düzeninde birçok aksaklıklar gören Akif ,önce bu bozuk tarafları ortaya koymuş sonra da bunları giderme yollarını göstermiş.Küçük sebeplerden dolayı bir sözle kadın boşamak,kadına dayak atmak ve şartlarını göz önünde bulundurmadan birden fazla evlenmek ,Akif’e göre aile hayatını bozan amillerin başında gelmektedir.Terbiyeyi kendisinden başlatacağımız aile, İslam’ın ruhuna bağlı ve yapacağımız ahlak inkılabından nasipli ailedir.
Demek oluyor ki ,cemiyetimizin bütün derdi ,İslam’ı, Kur’ân’ı yanlış anlamaktan ileri gelmektedir.
<<Demek :İslam’ın ancak namı kalmış Müslümanlarda;
Bu yüzdenmiş,demek hüsran-ı milli son zamanlarda >>

Okumak ve anlaşılmak için gönderilmiş olan Kur’an-ı Kerim’i ,Müslümanlar ölüler kitabı haline getirmişlerdir.

<<Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına ; Yahut üfler geçeriz,bir ölünün toprağına .
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkiyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için>>

Günlerin ağırlaştırarak omuzlarımıza yüklediği hayat yükünü en zahmetsiz bir şekilde taşıyabilmek ,maddi manevi bütün saadetlere ulaşabilmek ,kısacası yaratılışın gayesine erebilmek için ,dünya ve âhiretin tek nizamı İslam’a dönmek mecburiyetindeyiz:

<<Eğer çiğnenmemek isterseler seylab-ı eyyama:
Rücu etsinler artık Müslümanlar sadr-ı İslam’a >>

Akif herkesin sahte ve kemiyetçi(modern)ler peşinde gezdiği kukla ideolocyalar panayırında ,bütün Garp ve bütün Şark fikir çileleri içinde pişe,pişe çığlıklaşan bir ıstırabın sahibidir.
Evet ,O, cemiyetimizin dertleri karşısında atılmış keskin bir çığlıktır.Gören anlayan ,düşünen,sezen bir çığlık…Akif ,belki otuz sene bu cemiyetin sefaletini terennüm etti .Toplumla hem hal oldu .Neslimizin ruhunun doktoru o idi.Bedbaht bir nesil O’nu hastalarının baş ucunda mezarlıkta ,meyhanade ,mahalle kahvesinde ,hasılı bütün sefaletlerinin yanında bulmuştu .
Dertlerimizin çok ve çeşitli olmasına rağmen ,O hepsinin reçetesini mısra ile yazıyor:
<<Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı…>>

Bütün ömrü cemiyet dertlerini ve çarelerini düşünmekle geçen Akif ,tevazuuna rağmen ,yeter,derecede haykırdı ,vazifesini yaptı .O’nun idealini gerçekleştirememesi,kendi hatasından değil dertlerin vahametindendir.

Vatan felaketine ağlamayan gözün kör olmasını isteyecek kadar vatanını seviyordu .

<<Nasıl tahammül eder ,hür olan esaretine
Kör olsun,ağlamayan ey vatan,felaketine >>
Ve şu kalpten niyazı yapacak kadar da vatanının dertlerine ortak oluyor,felaketlerden dertlerden kurtulmasını istiyordu.

<<Ya ilâhî bize tevfikını gönder…
--Âmîn !
Doğru yol hangisidir,Millete göster
--Âmîn!
Ruh-u İslâm’ı şedaid sıkıyor,öldürecek,
Zulmü te’dib ise maksud-u mehîbin ,gercek,
Nâra yansın mı beraber bu kadar mazlumîn,
Bî –günahsız çoğumuz …Yakma ilâhî.
---Âmîn
Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne ,
Kıt’alar kaynayarak gitti o girdap içine.
Mahvolan aileler bir sürü ma’sumundur.
Nasıl olmaz ki ?Tezelzül veriyor arşa enîn.
Dinsin artık bu hazin velvele Yârab
---Âmîn
Müslüman mülkünü her yerde felaket vurdu…
Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu .
Bu da çiğnendi mi ,çiğnendi demek şer’i mübîn;
Hak -sâr eyleme Yârab,onu olsun…Âmîn!>>
Hazırlayan
Basri KABASOY

Emekli Öğretmen
KELİMELER
2.Sayfa kelimeleri
Lâhûtî: ilahi ses
Cûş : Kaynayıp coşma
Kibriya:Büyüklük,ululuk
Aheng-i hilkat :Yaratılıştaki uyum,denge,evrendeki denge ve düzen
Havf-i Yezdan: Allah korkusu
-------------------------------------------------------------------------------------------------------

3 Sayfa kelimeler
Mevt-i külli: top yükün ölüm
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
4. Sayfa kelimeleri:
Ye’s:Ümitsizlik ümit kesme
Muhit: cevre etraf
Matem:Yas ,keder üzüntü
Mabed-i man: iman tapınağı ,camiler mescitler
Mabud: Tanrım Allah
Harim-i iman:İnancın kutsal saydığı yerler
Civar-ızar:Etrafın, komşuların iniltisi üzüntüsü
Avaz-ı ihtizar: Cançekişmenin sesi , ülkenin yıkılışının sesleri
Afak: Ufuklar: Ömür, günler dünya
Hanümansız: Evsiz,barksız ,ocaksız
Şi’r-i şebab:Gençlik anlayışları ,gençlik şiirleri
Halce: Gelin odası ,gerdekevi,buluşma yeri
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
5. Sayfa kelimeleri

Berdar:Darağacına çekilmiş, idam edilmiş,öldürülmüş
Maktel:Öldürülen yer
Leyl-i nedamet:Pişmanlık gecesi

6. Sayfa kelimeleri

Lime: Pança dilim
Cephe-i lakayt: İlgisiz yüzlü, aldırış etmeyen

7. Sayfa kelimeleri

Bab-ı ali: Hükümet konağı
Erbab-ı tefekkür : Düşünce adamları ,düşünen insanlar
Millet-i merhuma: Ölmüş millet
İkbal:Gelecek, talih,
Zllet: Alçaklık, aşağılık sefalet

8. Sayfa kelimeleri
---------------------------
Mütefennin:Fen bilginleri , teknik adamları
Kudret-i zerriyyesi: en küçük gücü , atom
Mütefelsif :Felsefeci ,filozof
Fakih.:Din bilgini, hukukcu
Edib-i nizih: Kibar yazar, kibar edebiyatcı
Müverrih: Tarihci

9. Sayfa kelimeleri

Reng-i hüviyet: kim olduğunu belirten renk,yüzünün şekli
Şenaat: Kötülük fenalık
Ehl-i salip:Hıristiyan
Ziya: ışık aydınlık
Sebat: Kararlılık,devamlılık
Ye’is:Ümitsizlik çarasizlik

10. sayfa kilimeleri

Me’yus : Ümitsiz çaresiz

Ukde-i hatır. Gönül düğümü ,kalbin düğümlenmesi
Mübtezel:Hor kullanılan, bol ve ucuz,değersiz
Hezele:Şakacı, alaycı
Şer’i ma’sum. Günahsız suçsuz şeriat,dir
Levs-i meş’um:Uğursuz pislik
Meşiyyet:İstek,tanrının iradesi ,ilahi irade
Nâdân: Bilgisiz,cahil terbiyesiz
Şiar-ı iman: imanın göstergesi, imanın simgesi

11.sayfa kelimeleri
…………………………….
Fecayia: Acıklı dert verici şeyler
Tünek:Evcil kuşların üzerinde gecelediği dal
Mefahir-i eslaf:Geçmiş nesillerin övünülecek şeyleri
Mülevvesat: Kirlilikler pislikler olumsuzluklar ,kötülük

.12. Sayfa kelimeleri
……………………………..
Nesl-i necip: Seçkin nesil,
Şehamet:Akllılıkla olan yiğitlik
Neş’at-İslam : İslam’ın yeni çıktığı ve yayıldığı dönem

13. Sayfa kelimeleri
……………………..
Esefa : Üzülmek yazıkmar olsun demek
Efsun :Büyüleyici ,büyüleme
Haybet: Ümitsizlik ümedi kırılmış
Ahfat:Torunlar
Mekteb-i âlî. Yüksek okul,fakülte

14.Sayfa kelimeleri
……………………..
Vabeste:Bağlı ,ilgili
Nazm-ı celil:Yüksek yüce tertip,Kur’an-ı Kerim

.16.Sayfa kelimeleri
…………………….
Seylab-eyyam:Günlerin seli, geçen zaman


15. Sayfa kelimeleri
………………
Sadr- ıİslam:İslam’ın göğsü ,İslam’ın özü
Tevfik:Yardım
Şedaid:Belalar ,büyük sıkıntıla
Maksud-u mehibBüyük amaç, gaye
Te’dib: Terbiye etme ,eğitme ,zulmü yok etme
Enin: İnleme inilti
Tezelzül:Sallanma ,sarsılma ,sarsıntı
Şer’i mübin : Apaçık yol ,İslam dini
Hak-sar: toprak olma yok olma ,ezilme ,alçalma

Basri KABASOY

Emekli Öğretmen

Diğer Köşe Yazıları