Köşe Yazıları


Resmi Büyüt

KAYBEDİLENLER
14.11.2007

Özgür İzzet Pektaş

8 Kasım 2007 akşamı televizyonlarda bir alt yazı ile sarsılıyorum. “İzmir’de bir askeri eğitim uçağı düştü iki pilot şehit oldu.” Birisi Bolvadinli Teğmen Muzaffer Gümüş. Ateş sadece düştüğü yeri yakmadı. Şehidimizi, Rahman’ın katına uğurlamak için Ankara’dan yola çıkıyoruz.
Düşüncenin önüne sınır çizmek, hızına yetişmek, zapt etmek, kayda almak mümkün olmuyor. Hele duygusal yoğunluğun, gözyaşının olduğu, ruhun inceldiği anlarda daha hızlı mı hareket ediyor ne?
Söz, Türkçe dersinde sunum(!) yapacak oğlum için konu arayışına geliyor. Dilimizde kaç defa yaşadığımız hızlı değişim ve üç kuşağın birbirini anlayamaz hale gelişi. Ömer Seyfettin’i bile sözlük yardımıyla anlamaya çalışan çocuklarımız. Oktay Sinanoğlu’nun Türkçe için çırpınışları derken dört yaşındaki oğlumun ağabeyinin yanında “Pavır” diye bir kelime kullandığını ve “O ne demek?” denildiğinde “güç “ diye cevap aldığını öğreniyorum. Eyvah yavrumun Türkçesini kaybediyorum. Hemen TÜRKSAT isimli kuruluşu uyarmalıyım, çizgi filmlerini gözden geçirsinler.
Gömü’nün, Bayat’ın yanından geçerken çöp dökme alanlarını, İscehisar yakınlarında her yere yayılmış mermer enkazlarını görüyorum. Neden düzenli dökülüp üzerleri kapatılmaz. Aziz vatanın toprakları neden böyle hor kullanılır, kaybedilir. Hemen Çevre Bakanımıza derdimi yazmalıyım. Sularımız gibi topraklarımızı da korusun.
Sonra yol boyunca oluşturulmuş “Hatıra Ormanları(!)”nı görüyor yine dertleniyorum. Gencecik fidanların taze kökleri toprakla buluşturulmuş, fakat tez unutulmuş çaresiz bırakılmışlar. Hangi birinin “yarım işli” sahibini arayayım. Gerçi biz yetiştirdiğimiz genç beyinleri, tıpkı bu fidancıklar gibi, “falan okullu”, “filan düşünceli” diye taze köklerinden koparıp umutsuzluğa ve kurumaya terk etmedik mi? Onları kaybetmedik mi? Bunun için kimin kapısını çalayım?
Çift yollar yapılana kadar kaybettiğimiz binlerce can aklıma geldi aklıma geldi. Eskilere rahmet dileyip kurtulanlar için şükürler ettim.
Bu hızla akıp giden düşünceler beni Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Turhan Nasıl Çıldırdı” hikâyesine götürdü. Allahım aklımızı sen koru!
Artık kaybetmeyelim. Suyumuz, toprağımız, havamız; dilimiz, dinimiz, kültürümüz; canımız, cananımız kaybedilmesin.
Derken sanki Muzafferimiz seslendi: “Şehitler kaybedilmiş olmazlar, onlar diridirler...” En güzel müjde, en güzel teselli. Allah şefaatlerine nail etsin.

09.11.2007

Diğer Köşe Yazıları